Son 400BugünDünRastgele

cafu

 

1.

milan ın 37 yaşındaki emektar sağ beki.roma da da çok baba adamdı.bu sezon oddo ile birlikte forma mücadelesi vermekte.hücuma çok katkısı vardır.savunmada da elinden geleni yapar.roberto carlos 1 ,cafu 2.o derece.birde geçen celtic maçında spikerin sakız çiğneyen adam,her maça sakızla çıkar evet o bir sakız çiğneyen adam diyerekten herkesi baymıştır.sanane amına koyayım adamın sakızından,ben sana 20 tane adam sayarım her maç sakız çiğneyen.bu tam adıdır.

   korci   09.12.2007 - 23:36 ~ 09.12.2007 - 23:38
  #763502
2.

marcos evangelista de moraes...
kısaca; cafu.

eğer maldini beş yıl daha oynarsa, ben görevimi bırakırım ama cafu’nun ne kadar daha oynayacağı konusunda hiçbir yorum yapamam. 35 yaşındayken bile şampiyonlar liginde bizim kadar iyi bir takımı tek başına bu hale düşürüyorsa en az iki kalbi, beş ciğeri olmalı”.
(sir alex ferguson)

2002 dünya kupasını havaya kaldırırken futbol hayatının kalanını zico gibi japonya’da top oynayarak geçirmeyi planlıyordu. ama alex ferguson’un 3 yol sonra dillendireceği şeyi ancelotti çoktan fark etmiş olduğu için onu milan’a transfer etti.
ferguson’un dillendirdiği gibi 5 ciğeri olan mitolojik bir tanrı olmanın normal bir insandan çok çok daha uzandığaydı aslında cafu. bademciklerindeki enfeksiyondan dolayı ciddi bir solunum sıkıntısı vardı ama bu onu dünyanın en iyi kanat oyuncularından biri olmasına engel değildi.

ülkenin en güneyindeki jardim irene kasabasında dünyaya geldiği sıralarda, ilerde kaptanlığını yapacağı milli takımı pele’li, gerson’lu, jairzinho’lu, tostao’lu tüm zamanların en güzel futbol kadrosuyla tarihe bir brezilya şampiyonluğu daha kaydettiriyordu.
o zamanlar adı marcos evangelista de moraes’ti. daha okul yıllarında roma ve milan formalarıyla dar alanda icra edeceği mucizeler üzerine çalışmalara başlamıştı. onun için hız ibrahim üzülmez gibi herkesin önüne geçmek değildi. hız, doğru zamanda, doğru yerde olmaktı.

plaj futboluna başladıktan sonra profesyonel olmak için başvurduğu sekiz ayrı futbol kulübü tarafından, -o zamanlar futbol şimdiki kadar hızlı oynanmadığından olsa gerek- reddedildi. hep formasını giymeyi hayal ettiği sao paulo takımından dördüncü kez reddedildiğinde eski yıldız pedro rocha’nın futbol akademisine gitmeye karar verdi. akademide öğrendikleriyle tekrar sao paulo’ya başvuran marco, nihayet denenmek için genç takıma kabul edildi.
a takım teknik direktörü tele santana’nın izlediği bir maçta olağan üstü bir performans göstererek hocasının dikkatini çekmeyi başardı.
bu çocuk tıpkı fluminense efsanesi cafuringa gibi, hatta ondan daha da hızlı…” (santana)

santana, marcos’un adını cafu olarak değiştirmenin yanında onun üzerine inşa ettiği yepyeni bir sisteminin de mucidi oldu. klasik brezilya 4-3-3 ‘ünde orta sahada iç oynayan cafu’yu sağ kanada alıp brezilya usulü bir 3-4-3 sistemi geliştirdi ve cafu’nun sağ kanattan sürüklediği takımla yıllarca brezilya ligine damgasını vurdu.

aslında mükemmel bir stoper olan ama pas tekniği tüm stoperlerden çok daha üstün olan desailly milan’a geldiğinde, capello onun bu yeteneğinden faydalanmak için ön libero mevkiini icat etmişti. santana da cafu’dan aldığı ilhamla her bir kanattaki oyuncu sayısını 2’den 1’e düşürüp kanatbeki pozisyonunu buldu.

santana’nın bulduğu bu sistem 94 dünya kupası’nda perreira tarafından kullanılmış, brezilya, tarihinin belki de en rahat dünya kupasını kazanmıştı. ilginç olan, bu sisteme ilham veren cafu’nun turnuva boyu daha tecrübeli kanatbeki olan jorginho’nun arkasında final maçına kadar yedek beklemesiydi. cafu finalin 20. dakikasında sakatlanan jorginho’nun yerine oyuna dahil olarak kendini avrupa’ya da göstermiş oldu.

dünya kupası sonrası takımının yaşadığı bitmek bilmeyen ekonomik kriz yüzünden çok sevdiği sao poulo’dan ayrılmak zorunda kaldı. brezilya’da sao paulo’dan başka bir takımda oynamam diyen cafu real zaragoza’ya transfer oldu. ama aslında bu real zaragoza’nın değil, palmeiras’ın da sponsoru olan parmalat isimli şirketin transferiydi ve cafu kandırılmıştı. 16 maçlık ispanya macerasında sonra aynen planlandığı üzere palmeiras’da oynanmaya zorlandı ama cafu ara ara sakatlığını da bahane ederek bir türlü istenen performansta oynamıyordu. sezon sonu istediği takıma gitmekte özgür olduğu söylendiğinde ise eski günlerindeki haline dönmüş, yine kanatta fırtına gibi eserek ekibini mutlu sona ulaştırmıştı.

3 sene süren parmalat köleliğinden sonra sao paulo’nun kendisini alacak parası olmadığı için italya’ya, roma’ya gitti. 14 yıldır şampiyon olamayan yeni takımındaki harika performansı roma’yı başlarda şampiyon yapmaya yetmedi belki ama cafu’yu roma tarihinin en sevilen iki brezilyalısından biri yaptı. arada cafu için iyi, brezilya için kötü geçen ve sponsorların gölgesiyle kirlenen bir dünya kupası heyecanı daha yaşandı. ve nihayet 2001’de roma, tam 18 yıl sonra şampiyonluğa ulaştı. bunda aldair ve yanına monte edilen iki brezilyalı zago ve emerson’un emeği tabii ki büyüktü ama roma üniversitesindeki sanatçıların yaptığı “insanlığın yüz akı” adlı heykel cafu’nundu.

akabinde bir dünya kupasında daha boy gösterdi cafu. hem kendi performansı, hem de takımının şampiyonluğu bir yana, cafu o efsane takımda kaptanlık yapıyordu. kazandığı kupayı doğup büyüdüğü kasaba olan irene’deki yoksullara armağan etmesi de onun insancıl yönünü gözler önüne seriyordu.

bu kupadan sonra yine sao paulo’ya dönmek istedi. yalnız kulübün parası cafu’yu almaya yine yetmedi. onun yerine cafu, kazandığı parayla şehre bir çok hastane ve sığınma evi açtı. sao paulo transferi gerçekleşmeyince japonya’nın urawa reds takımından gelen teklifi değerlendirmeyi düşündü. tam o sırada carlo ancelotti cafu’yu, 32 yaşında olmasına rağmen dünyanın en iyi sağbeki olduğunu haykırırcasına milan’a aldı. dünyaları kazandığı yeni takımıyla sözleşmesini biraz daha uzatırken hedefinin 2010 dünya kupasını kazanmak olduğunu dile getiriyordu. bu 40 yaşında kazanılan bir dünya kupası demek… ve söz konusu kişi cafu olunca insanın inanası geliyor.





not: derlemedir.

   infinitedreams   27.03.2008 - 11:32 ~ 27.03.2008 - 11:34
  #880495