Son 400BugünDünRastgele

bir gun mutlaka

 

1.

<bkz: vega>



çok kısa bir zaman gibi gelmiş olsa da

bedenim, yeni doğmuş bebek kadar susamış yine...

sanki uzaktan gelen derin bir soluk...

her şey bir yana ben bir tarafa sen olmayınca...



gelecekte bir gün seninle mutlaka

unutma beni...

hayallerimin ardında yine bul beni



biliyorum çok acı çektik

ama gülmesini hep bildik

hadi bir daha

o sıcak elini ver bana



küçüktük çok büyüdük

hep beraber bir olduk

içimizdeki çocuklar büyüdü yanyana



seninle...



<bkz: lafmacun şarkı sözü servisi>

   pul koleksiyoncusu   08.12.2006 - 01:38
  #135174
2.

ataol behramoğlu ’nun bir şiiri:



bu gün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra

yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz

kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telaş

gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!

bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! ey kaz

kafalılar! ey sadrazam!

sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç

yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz

çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar

uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz bir gömlek giyiyorum

bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu han-i yağma

ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü

kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde vietnamca şiir kitapları

dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları

bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda

köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona

bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya

insanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su

ne yapsam...ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu

alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma

ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette

sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl ölebilir, nasıl unutulur insan

ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar

ne yapsam...ne yapsam...dekart okuyorum sonradan...

sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş çankaya’ ya

bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara

bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk

lermontov’ un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra

ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum, kuş sesleri geliyor kulağıma

ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni

sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına

bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına yüzünün oynamasına

ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama

ilençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya

ilençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan

ilençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan

uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey

uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan

durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan

yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, türkçe bir yürek kısaca

beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda

bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla

yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara

aklıma şiiri gelirdi o yaşlı amerikalının, sonbaharı anlatan şiiri

çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa

böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya

kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama

büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne

bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya

anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla

bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma

benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri

uyurdum. bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde yeni bir kız, kahvede yeni bir garson

o üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...

şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş

sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da

gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda

soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola

dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları

bir kız sessizce ölüyor, sessizce vietnam’ da

ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya

uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!

bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislam!

bir gün mutlaka yeneceğiz! bir gün mutlaka yeneceğiz!

bunu söyleyeceğiz bin defa!

sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla

ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda

yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla

yürüyeceğiz çoğala çoğala...



<bkz: ataol behramoğlu>

   hamlet   10.12.2006 - 15:45
  #137478
3.

hırs yapmış gözü kararmış kimselerin yenilme, reddedilme anında söyledikleri cümlecik. son güler iyi güler havasında olup, bir gün mutlaka benim olacaksın ulen diye kullanılması muhtemeldir.

   yatay zeka   10.12.2006 - 15:49
  #137484
4.

elindeki imkanların yetersizliği karşısında "yok, olmadı" diye yenilmeyi kabul etmeyen bünyenin "yapmadan ölmeyeceğim" kıvamında söylediği sözdür. genelde tablo o kadar sislidir ki, herhangi bir tahminde bulunulamaz.



<bkz: eninde sonunda>

   infinitedreams   12.11.2007 - 14:10
  #720520
 
 

yazdır

etiket bulutu