içeriğin orjinalini görmek için buraya tıklayınız.

lafmacun.org - yazdırılabilir versiyon

anneyle pazara gitmek

1.

mecazi anlamda anneyle birlikte fake yemektir.

gerçek anlamda annenin çocuğu zorla ya da gönül rızasıyla alınan şeyleri taşıtmak ya da giyecek bir şeyler almak adına pazara götürmesidir. ilkinde zor kullanma ikincisinde gönül rızası söz konusudur. elbette bir yere kadar. erkek çocuğu için çekilmez bir eylem olduğu olabilir. kız çocuğu daha bir sever pazara çıkmayı. en azından ergenlik dönemine gelip asi olmadan evvel.

anne semt pazarına gidiyorsa demek ki yemeklik bir şeyler alacaktır. yani çocuğu yanında torbaları taşısın diye götürüyordur. ancak belki istediği bir meyveyi aldırtması çocuğun karı olabilir.

ancak anne daha büyük pazarlara çıkıyorsa örneğin kadıköy salı pazarı, fatih çarşamba pazarı, fındıkzade cuma pazarı gibi demek ki bir giysi alışverişi durumu söz konusu olabilir. hele ki bayram öncesindeyse durum kesinlikle böyledir.*

anneyle saatlerce kalabalık içerisinde gezmek gereklidir. herkes kadın olduğu için çocuk bir süre sonra sıkılır. biraz sapıksa kalabalıkta sağa sola sürtünerek vakit geçirir. sapık lan bu. fortçu, utanmıyor musun milletin karısını kızını ellemeye.*

tezgahlardan giysi beğenen anne her şeyi gerçek marka diye kakalamaya çalışır. “bak bu tişört adidas” mış, “bak bu ayakkabı çok güzel puma” ymış. çocuk da ne bilsin garibim oracıkta dener hemen. asıl sorun pantolon denemektir. ya tezgah arkasındaki apartman kapısından içeri sokulur çocuk ya da pazarcının kamyonunun kasasında giyinir. o pantolon da kesin levis diye yutturulmuştur çocuğa.

son olarak da annenin pazarlık kısmıyla hadise kapanır. anne dakikalarca pazarlık yapar. “bu da benim yol param olsun” diye yalan söyler. “o parayla da ekmek alayım” diye demagoji yapar. sen yandan utanır sıkılırsın. ancak pazarlık alışverişte en önemli hususlardan biridir. pazarlığın temellerini pazarda kapan çocuk ileride çiklet alırken bile pazarlık yapar hale gelir:

- pakkal amşa bu kaş pin lira?
- 50 lira çocuğum.
- hee yiymi liya omlaş mı ki?
- olur da öyle bir para birimi yok.
- ney?
- kaç paran var elinde?
- elyi liya.
- e ver ben sana vereyim bir tane çiklet.
- omas iki tene alçam annem başka paya veymedi.
- hadi hadi yok sakız.
- bühühü pi taa bok alışveriş yapayım senden ipne pakkal.
- oha! gel lan gel.

2.

anneyle kavga ettikten sonra sinirli sinirli eve dönme nöbetleri ile son bulacak gezidir.yarım saatte i$imiz biter diyerek pazara sürükleyen anne iki saat alıkoymak suretiyle insanı hasta eder.

3.

kendi ayağınızı ezmeden ve diğer arabalara takılmadan; pazar arabası kullanmanın inceliklerini öğrenmenizi sağlayan eylem..
aksi halde epey küfür dolu bir gün geçireceksiniz demektir.. *
araba yoksa geçirdiğiniz gerilim dolu dakikaların yanında, kızarmış bir el de cabası oluyor..

4.

öncelikle insanda bir pişmanlık duygusu yaratır.tezgahların arasında doşalırken, pazarcı amcalar"domates,biber,patlıcan"diye bağırırken,birden kadere küsme moduna girerek;"ya şimdi daha muhteşem bir yerde olmak varken ne işim var burda diye"hayıflanılıp durulur.dakikalar geçtikçe elinizdeki yükün ağırlığı da bir o kadar artmaktadır.ağırlıktan kızaran parmak uçları ve yerçekimine yenik düşen kollardan da ertesi günü hayır beklememeyi de içine katarsak.anneye yalvarmaya başlanır."anne lütfen yeter artık koptu kollarım" fakat o sırada anne alışverişe kodlandığı için sizi sadece pazarlığı taşımaya yarayan bir aparat olarak görür.ve yalvarmanın boşuna olduğu gerçektir.en iyisi böyle bir atmosfer olacağının anlaşıldığı anda çok önemli bir işinin olduğuna dair anneyi inandırmaktır.

5.

kesinlikle çift taraflı çıkar söz konusudur. antlaşma yapılmış ve pazara gidilmiştir. anne ağır yüklerden kurtulacak, çocuk ise pazardan sonra gidip kendisine civardaki en yakın alış-veriş merkezinden adidas mağazasından bir krampon satın alıcaktır. olaylar gelisir...

-3 kilo şundan ver, 5 kilo da şundan ver.
+*
=abla koyayım mı biraz armut? çok güzel ha, sakarya’dan geldi leziz. armudaaaa geeell.
+yok kardeşim istemez armut marmut.
-kardeş bakma sen ona. koy ondan da 2 kilo.
+*
...
+anne bak, iki saattir hamallık yapıyorum. hadi gidelim artık şu mağazaya, bugün cumartesi. saat 5 de kapanıyor.
-mağaza mı? ne mağazası yovrem?
+hani krampon alcaktık ya anne? söz vermiştin ya hani...
-alırız yavrum. futbolcu ayakkabısı he mi?
+hee...
-tamam. bizim necla söylemişti. pazarın girişinde satılıyormuş onlardan.
+ya anne iss..
-itiraz istemem. istediğin markayı alıcam ben. sana ne? sus bakim aaaa.

...

-al sana addidas mıdır adidos mudur ondan işte.
+anne ben adidas istiyorum. bu abidas.
-alıyorsan al, almıyorsan başka yok. mağaza da kapandı zaten. yarın da pazar. maça gideceksin, ayakkabın yok. karar senin.
+*

6.

anne adlı varlığın beleşe hamal tutma durumudur.

7.

annenin eline büyükçe bir pazar arabası tutuşturulursa gerçekleştirilmesi sonraki baharlara bırakilabilecek hadise.
lakin annenizin o gün mütemadiyen evde olmaması ve sizin gelinlik çağa gelmiş bir kız olarak hala ev işlerinden kaçıyor olmanız ama alınan meyve ve sebzeleri herkeşlerden önce sizin mideye indiriyor olmanız söz konusu olur ise şayet, ananeciğiniz yalvarır size çünkü beli ağrıyordur taşıyamaz ,"hadi al arabayı da gidelim, yoksa annen ağlıyor kızım evde birşey yok herşeyi ben mi alacağım diye hadi gidelim hemen geleceğiz"..

hemen gelinmez tabi ki.

çünkü ananenin hem iyi hem de ucuz ve senelerdir alışveriş yaptığı sergisi ne hikmetse hep pazarın en ucundadır.
oflanılır puflanılır "hadi anane oyalanma yaaaaa" diye bağırılır, sonra çorapçı görülür ve bu sefer de "anane bak renkleri ne güzel hadi bana çorap aaaal" diye yalvarılır.


ayrıca aile büyüğüyle pazara giden çocuk kısmısı yanına kesinlikle para mara almaz.

8.

+ hadi olum , o kadar şeyi ben elimde mi taşıyayım yazık değil mi bana ?

ahanda bu cümleyle başlar her şey.

15 yıl önce fındıkzade cuma pazarı müdavimlerinden olan ben her cuma sabahı bu sözle kandırıldığım için sinirimi tezgahcılardan çıkardım tezgahlarındaki ürünleri çaktırmadan yere atarak...

( yılmaz erdoğan gibi devrik cümle kurarak giriş yaptım lan )

istemeye istemeye de olsa eli mahkum gidilecek o pazara, şarttır yani. aslında vicdansız duygusuz bir çocuk olsam belki asilik yapar mahallede kaybolurdum ama annem o kadar acındırmış kendini olmaz yani, kadınceğiz neredeyse timsah gözyaşları dökecek . benim de içim eriyor lafları duyunca, yanında gidiyorum.

+ pek bir şey almayacağım , bir iki kilo meyve, bir kaç kilo sebze, zaten baban almış . çok da yorulmayız.

her hafta aynı kolpalar, artık bir kulağımdan girip diğerinden çıkıyordu. biliyordum çünkü bir kilo patates almak için 4 sokak dolaşacagımı, biliyordum çünkü '' geaaah vatandaş ne ararsan burada '' diye haykıran tezgahtarın sesini 2 sokak öteden duyacagını annemin. her kadın gibi annem de dayanamıyordu '' ne alırsan x lira '' çılgınlığına. tezgahı buldu mu beni unutup gidiyor, başlıyor elbiseleri, sivitleri, artık ne varsa her şeyi karıştırmaya.

hayır zaten uyuz oluyorum pazardaki kalabalığa bir de yolun ortasında konuşan teyzeler olmuyor mu aman allah yani. ufak tefeğim pardesülerinin altında neredeyse ezileceğim. ayağama da basıyorlar hay yarabbim. e bunun hıncı kimden cıkıcak, tabiki esnaftan.

misal erik mi alıyor annem ? tezgahın kenarında caktırmadan erikleri yere atıyorum birer birer. ufak çaplı bir zarara uğratma ama olsun. hiç de yakalanmadım da zaten, işin kompetanı olmuşum. kiraz alsın onu da atarım yere çaktırmadan, patates alsın onları da atarım ama o biraz zor oluyordu annemin büyük patatescilerin tezgahlarını sevmesinden.

bazen böyle yaşıtım hatunlarda oluyordu, özellikle okulların olduğu donemde okul çıkışı annelerinin yanında cıkan hatunlar güzeldi. pazarın en cok o özelliğini seviyordum zaten, ta kiiii ;

* annem bana külotlu çorap alana kadar.

- anne giymem ben çorap ya, alma valla giymem.

hava soğuk ben de üşüyüroum malum. annem ufaktan ufaktan planını yapmış zaten külotlu çorabı almaya. ne desem olmuyor, tezgahın önünde duruyor elinde benim elim, benim üzerinde mavi önlük. of ki ne of. etrafımda kız çocukları filan da geçiyor irili ufaklı ama şansımı siksinler ki annem alıyor o külotlu corabı ve ben rezil oluyorum. hatta hiç oralı olmuyormuş gibi davrandam da annem üzerime göre ölçüp biçiyor corabı olur mu acaba diye . ibne tezgahcı da ;

+ abla olur oğlana bu ya, tam gelir yani.

ne oğlanı lan bıyıklı. bir de bagırıyor adam olur olur diye. aldık tamam malını da bok etme daha cok.

alıyor annem , tezgahcı beyaz poşete koyuyor külotlu corabı annem de elime veriyor torbayı.

- anne bari sen taşı bunu ya ?
+ olum hafif işte, taşı. elim dolu biliyorsun yoruldum ben de.

zaten ne bok geldiyse bu iyi niyetimden geliyor. eve gidene kadar sanki herkes o beyaz poşetin içine bakıp benimle dalga geçiyor gibime geliyor. çok boktan bir sey.

he bir de unutmadan böyle bir şeydi pazara cıkmak anneyle ;

- anne canım mısır çekti alır mısın ?
+ o mısırlar nerede yapılıyor biliyor musun sen ?

- anne pilav alsana bana ?
+ aman aman oğlum leğenlerde yapıyorlar o pilavları, leğenlerde bebek bezi yıkıyorlar.

- anne simit alsana?
+ tamam.

zaten paso simit yiyordum anasını satayım, her yerim susam oluyordu. okul önlüğümün her yerinde cebinde yakasında simit kalıntısı bulunuyordu akşamları.

velhasıl kelam anneyle pazara çıkmak benim için ;

külotlu çorap
simit
poşet

demekti. bir çokları içinde aynıydı sanırım belli bir dönem. ayağına basılınca ' adi kadın adi kadın, uff yaa '' demeler, tezgahcıların anneye '' abla '' demesinden korkup '' lan bu nereden tanıyor annemi '' diye korkmalar, tezgah onunde yapılan muzurluklardır.

şimdi ne zaman gecsem pazardan '' annem elimden tutsun da bana simit alsın'' diyorum ama her şey gibi o da geçmiş oldu. bu da bir nevi kişisel bir geçmişe özlem entrysidir zaten.

'' geeeaaah geeeaaah malın iyisi burada, geaaah geaaah ''...

9.

anneyle dugune gitmekten daha kotu bir atraksiyon degildir.