bizi doguran kadin.
bizi dogurmak icin 9 ay karninda tasimis olan kendinden cok bizi dusunen insan kadin melek.
<bkz: korkuyorum anne>
dunyanin en fedakar yaratiklari
dünyanin en degerli varligi olmasina ragmen genellikle en cok küfür yiyen melek ötesi kisi.
yarısının teyze olduğu iddia edilen hanım kadınlar. olmazsa olmazlar.
tapılası şey muthiş varlık tüm annelerin elleri öpülür hakları ödenmes o muhteşem varlıkların
kıymetini bilemediğim şimdi aklıma her geldiğinde beni gözyaşlarına boğan içime sokasım, canım, herşeyim o benim <bkz: annem>. *
"hani eski zaman masalları anlatır
hüznümü huzura dolarsın
kaşım gözümden çok içim bir parçan
annem sen benim yanıma kalansın
hani bir biblon vardı kırdığım
üstüne ne kırgınlıklar yaşadın
ama bil ki ben de parçalandım
annem ben senin yanına kalanım
annem annem
sen üzülme
sözlerin hep yüreğimde
annem annem
gel üzülme
ben hala seninim
dizlerinde
uzayan sohbet gecelerinde
rolleri unutup dost oluruz
bizi bağlayan bu kan değil yalnız
annem biz birbirimize kalanız
ben kararlı uçarken yolumda
sen çatık kaşlarının altında
her yeni güne sevgiyle başlarsın
annem sen benim yanıma kalansın"
*
eğer ki bu kişiler olmasaydı nolurdu hiç düşündünüz mü.o zaman biz de olmazdık.
cennet annelerin ayaklarının altındadır.
<bkz: uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim>
<bkz: ben annemi özledim>
<bkz: hadi yatsana artık>
kutsal varlık
terliği ayağında değil elinde tutan kadındır.
fazla şefkatiyle. ilgisiyle bazen insanı boğan, 18 yaşında olduğumu unutan beni seven müthiş insan. boğucu hareketlerine örnek:
annem: oğlum şundan da ye bak çok güzel
ben:!!?
annem: ne güzel bak biber közlemesi bi daa yapmam
ben:anne yauv! ben 18 yaşındayım bırak istediğimi yeme özgürlüğümü kullanayım.
annem: tamam sen bundan da ye öyle kullan özgürlüğünü
ben:?
hayatimizda kimsenin bizi sevemeyecegi kadar seven, kimsenin bize gosteremeyecegi kadar ilgi gosteren degerli varliklar...
<bkz: ve anne soyle buyurdu>
yağmur yağıyor. mutfak camındayım. nasıl üşüdüğümü
bilemezsin. menekşelerim çiçek vermiyor artık anne.
söylediğin gibi hep dibinden su verdim ama…
şimdi telefon açsam sana, sesini duymak da yetmiyor ki.
hep aynı cümleler; “babamlar nasıl, ilacını aldın mı?”
nedenini bilmediğim bir ağlamak var içimde.
bir yerlere sığdıramıyorum yüreğimi. bazen mutfakta
dalıp giderdin yemek yaparken, tahta kaşıkla
tencerenin başında öylece ne düşünürdün acaba?
özlemek çok fena anne. anlamak seni; daha da fena…
omuzlarım ağrıyarak uyanıyorum sabahları.
benim kızımın omuzlarımı ovmasına daha çok var.
gittikçe sana mı benziyorum ben, ya da
“annenin kaderi kıza” dedikleri doğru mu?
“baban eskitir her şeyi kızım” demiştin bir kez,
anlamamışım meğer, eskiyormuş anneciğim.
omzunu ovacak kalmıyormuş meğer aynı evin içinde.
şimdi duysan bunları ne üzülürsün; mutsuz mu kızım diye,
çoktan kendinden vazgeçmiş bir sesle. mutsuz değilim de anne,
yağmura ve mutfağımdaki kedere çare bulamıyorum.
evimi topluyor, toz alıyor, patlıcan kızartıyor,
televizyon seyrediyor, akşam çalan kapıyı açıyorum,
açtığımı gören olmuyor.
pişirdiğim yeniyor da, güzel olmuş denmiyor.
çay demleniyor, demleniyor, demleniyor…
kederim mutfağımın her yerine yerleşiyor.
ah nasıl eskiyor her şey anne, nasıl eskiyor.
eskilerimi de atmaya kıyamıyorum. seni çok özlüyorum.
bana yasakladığın bahçeler, sana da mı uzaktı hep?
gidemeyişine ağladın mı sende? ne zaman eskiyor sevgiler?
ödenen bedellerin acısı geçince mi? işte böyle,
kalbimde bir acı. şarkılar seni söyler.
*
mayıs ayının ikinci pazar günü anneler günü'dür. anneler günü evrensel bir gündür.
kazık kadarken bile hastalandığınızda gece başınıza gelip durumunuza bakabilen, en olmadık saatte çocuğu istiyor diye pilav yapan ve kaybedimesinden korkulan varlık. melek gibi bi şey işte...
can canan dünya güzeli...