turkiye’nin baskenti.
#1082
+ last fm
+ kitap ayraci (2)
◊ 23 aralik 2075 papua yeni gine marduk yildiz takimi milli maci
◊ kandahar daki kuslarin tek kanatla ucmasi
+ yeni tanistigi kizla konusurken yerden ot koparip oynayan genc
◊ 1 eylul 2008 besiktas konyaspor maci
◊ ugly (2)
◊ the lord of the rings the fellowship of the ring
◊ adi nevin (2)
+ gunesh
+ istanblue (20)
◊ hata yapmaktan korkmamak (2)
◊ turkiye de suc ve aksiyon filmi cekmek (2)
+ rapido
+ petra
◊ gunes gozlugunu yakaya asmak (9)
+ marmara universitesi guzel sanatlar fakultesi
+ anlamsiz (2)
◊ artos dagi (2)
+ sevda demirel (2)
◊ lemony snicket s a series of unfortunate events
+ tek kas
+ entry nick uyumu (2)
+ alisan in sosyeteye girmesine yardimci olmak
+ istetmek
+ ihsaniye
+ of dedirten turk dizisi kliseleri (5)
◊ ismi buyuk kendi kucuk meslekler (5)
+ emre aydin (3)
+ sakala boncuk takmak (2)
turkiye’nin baskenti.
insanlarini anlamakta zorluk cektigim ilimiz. okumak guzeldi lakin sehre alismak ve yasamayi ogrenmek bir o kadar zordu. simdi bulundugum yer ankara’dan cok daha guzel en azindan nefes alabiliyor, kurak yerler gormuyorum.
ayrica haluk levent sarkisidir.
sen ellerimde
sen gozlerimde
issiz gecen her gecemde
herseyinle yanimdasin
en zor bu gercekten
sevdigimi soylemeden
ayrildim yine senden
yoksun sen aslinda
yalnizim bu kumsalda
neler neler yapiyorsun
bensizken ankara’da
veganinda ankara diye bir sarkisi vardir oda soyledir.
yagmur donerken kara
yavasca suzulenler yola
araba dolusu bi tuhaf seven
sarkilar calan soyleyen
sevenlerden biri ben
arkada biraktigim sen
kim oldugumu biliyorsan
soylesen
ah yagmur donerken kara
sarkilar var falimda
hepsi sana bu gece ankara
ah yagmur donerken kara
yine yol var falimda
ıster ozle, yok istersen hic hatirlama
sokaklar dolusu sekerle kar kokusu
tunali’da gezinirken bizden bir kahvaltini tutlusu
acikanlardan biri ben
arkada biraktigim sen
kim oldugumu biliyorsan
soylesen
tum griligine ragmen, konur caddesi’nde bulunan bir cafede cay icmenin, sakarya’da bulunan guzel barlarindan birinde canli muzik esliginde bira yudumlamanin, yalnizlik cekerken yuksel caddesi’nin sonunda ki banklara oturup sigara icmenin, dost kitabevi’nin onunde gec kalan arkadaslarinizi beklerken umutlu, umutsuz, kacik, sakin, gulen, aglayan insanlari izlemenin, kizilay’da geceleri tum isiklar yanarken anacaddeden karsidan karsiya gecmenin tadina doyulmayan, burokrasinin gobegi memleket.
ulkemizin biricik baskenti..yahu atam soyle deniz kenari bir yeri baskent yapsaydin olmaz miydi?..
seymenleri haci bekir lokumlari odtusu hacettepesi bilkenti beytepesi de olan kurtulus savasimizin komuta kontrol merkezi.
birgun otobusle istanbul’a giderken otobusun solladigi kamyonun kasasinda su guzel dizeler goze carpiyordu: "kim olursa olsun geri donmez istanbul’dan / ankarali degilse" ankara’yi ankarali’dan baskasi sevemez...
yilmaz erdogan kisisinin, "oyle deme ankara’yi sevmeyene bir zulumdur, neden bu kadar cok insanin ankara’yi bu kadar cok sevdigini anlamadan ankara’da yasamak" dizeleri ile, ozlemi bu kadar guzel anlatilabilen kent.**
ayni zamanda, su siralar, <bkz: anki rock fest> isimli olusuma ev sahipligi yapan memleket.
kafama beton gibi dusen lakin yasamayi sevdirten, hayati anlamli kilan ve guzel dostlara kucak acmis sevimli arti* soguk yerdir kendileri.
kışın donduran, yazın eriten taş kenttir. şehrin 4de 3.75i binadan betondan ibarettir. denize, dalgaya hasret bırakır insanı..
can sıkıntısının ilk adresidir.bıkılası mumkunse gidilmeyesi memurlar hakimiyeti.
ilçeleri şöyledir:
altındağ, çankaya, etimesgut, keçiören, mamak, sincan, yenimahalle, akyurt, ayaş, bala, beypazarı, çamlıdere, çubuk, elmadağ, evren, gölbaşı, güdül, haymana, kalecik, kazan, kızılcahamam, nallıhan, polatlı, şereflikoçhisar.
<bkz: anıtkabir>
garip bir şekilde hayatımda yer etmiş ilginç şehir. ulan hiç sevmedim seni ben, epi-topu 3 ay kaldım içinde, az küfür etmedim evet ama intikam almana gerek var mıydı be? büyüklük sende kalsa olmaz mıydı?
ha bir de yılmaz erdoğan şiiri. şehir değil ama şiir harikulade.
ankara’ya
öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
kimse keman çalmaz belki ama
çok keman çalınsın balolarında
diye yapılmış
gri
sisli
binalar...
alnının ortasında
ciddi bir devlet asabiyeti.
çok kötü günlermiş gibi en genç zamanlar,
bu zulüm bu sevda bitmezmiş sevmek
bir halkı sevmekse aşk o zaman sevmekmiş!
(biz bir şeyi delicesine severiz ama tanrım neyi?)
kahve önü çatlak mozaik
bel kemiğine tehdit
kürsüler üstünde
çok sigara içen
öğrenciler
bir daha asla yaşayamayacağı
aşkları teğet geçerken
hep onu sevmeyenleri severek
hep onu sevenin gözlerinden
kalabalıklara kaçarak
karışarak toplumcu gerçekçi yalnızlıklara,
yüksek rakımlarda çatlamış dudaklarını
bir izmirli güzele dayatmak varken
(hep kardeş olacak değiliz ya, yaşasın halkların sevgililiği!)
soyut bir sevdaya
beşik kertilmiş olan
dağda çoban,
şehirde şark çıbanı sayılan,
fırat’ın büyük elleri
ararat’ın kız yelleri
cilo’nun derin nefesleri
hülasa kente hukuk mukuk okun
mümkünse o arada da memleketi kurtarmaya gelmiş
anadolu çocukları,
ankara’ ya
öyle yakışırdı ki kar
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar
belki balkona kar seyretmeye çıkar diye
sevdiğimiz kızlar
çok dibimiz donmuştur
ve çoğu zaman
bu kar mevzuu
kızlara yeterince ilginç gelmemiştir
hiçbir şey
kapalı bir dükkan kadar
hüzünlü gelmez insana
ankara’da,
yoksa bugün bir hayat
yaşanmayacak mı duygusu çöker bütün bozkıra.
kimse keman çalmaz belki
belki bu fiim hiçbir zaman
o kadar fiyakalı olmayacak ama
hiçbir lahmacunda
o okul yolundaki üçüncü sınıf lokantadakinin
tadını vermeyecek bir daha
çok daha iyilerini yedim sonra
bizzat urfa’da hatta
ama hiçbirinde
o kadar aç oturrnadım sofraya
ankara’ya
öyle yakışırdı ki kar
çok yabancı bir soluk duyulur bazı
bilinmez bir dilin ıslığından
anla ki sıkıldı bizim konsolosluktaki konuklar
öyle deme ankara’yı sevmeyene bir zulümdür
bu kadar insanın neden ankara’yı sevdiğini anlamadan
ankara’da yaşamak
yollarına hep sevdiğimiz insanların
adlarını vermediler ama
biz her duvara
bilvesile onların adını yazarak yaşadık
kül ve betondan mürekkep
yaşadıkça yaşanılası gelen
o tuhaf bozkır kokusunda.
ankara’ya
öyle yakışırdı ki kar.
asfaltlar ışıldar...
bir günden bir sürü gün yapan
mesai saatlerinde hiçbir şey yapan
hiçbir şey alıp hiçbir şey sunan
rakıyı bol sulu içen
dokunmasın için deği!
çabuk bitmesin diye devletimin tekel rakısı,
hep kağıtlara bakarak,
hep kağıtlardan bakarak
hem neşet ertaş’ ı hem bülent ersoy’ u
aynı anda sevmeyi başararak,
karısının bayat ekmeklerden yaptığı tatlıyı
çok beğenmeyerek ama
yine de bu tasarrufunu takdir ederek
boynu hep kıdemli bir atkının içinde saklıyken
hep bir şeylere birilerine küsmüş gibi
yürüyen...
memurlar.......
ankara’ya
öyle yakışırdı ki kar..
asfaltlar ışıldar,
buz tutardı resmi yalanlar...
biz,
şimdi kapalı birr kuruyemişçi
dükkanının
-ki bütün plan kar altında
tuzsuz ay çekirdeği çitieyip
yanı sıra bafra içmektir-
kötü ışıklandırılmış vitrininden
umutsuzca içeri bakan,
kimliği gereğinden fazla sorgulanmış,
merhabadan çok çıkar ulan kimliğini denmiş,
-yani sistem kendi verdiği kimliği
zırt pırt geri istemektedir-
doğduğu yer yüzünden
doğuştan kavgacı zannedilen ama
pek çoğu kavgadan nefret eden
kavgacı
esmer
cesur
korkak
çoğu kürt
çoğu türk
çocuklardık...
ankara’ya
öyle yakışırdı ki kar....
ha sonra
belki ahmed arif’in aklına
hiçbir şairin aklına gelmeyecek
-çünkü hiçkimse bir daha ankara’’ yı
o’nun kadar sevemeyecek
-bir şiir islenir:
kar altındadır varoşlar
hasretim, nazlıdır ankara.....
ustam yine sen bilirsin ama
hangi aralıkta bir şair ölmüşse
işte o,en netameli aydır bence.
ankara’ya
öyle yakışırdı ki kar...
asfaltlar ışıldar...
yalanlar...
şimdi ve sonra
ne zaman ankara’ya kar yağsa
elim gönlüm,
çocukluğum buz tutar.
orda aşk pek zormuş iki gözüm. böyle der vedat sakman.