ünlü fransız cerrah ve fizyolog. 1912 yılında nobel ödülü kazandı.
28 haziran 1873'de, fransa'nın lyon kentinde doğan alexis carrel çocukluğunda önceleri annesi tarafından evde eğitilmiştir. bir işadamı olan babası o daha bir çocukken ölmüştür. lyon'da eğitim hayatına devam etmiştir. 1904 yılında abd, chicago'ya gidene kadar lyon kentinde hem üniversitede (lyon üniversitesi) hem de hastanede çalışmıştır. 1906'ya kadar chicago üniversitesi'nde çalışmış, 1906 yılında ise rockefeller tıbbi araştırmalar enstitüsü'nün bir üyesi olarak araştırmalarına burada devam etti. 1912'de tam üye olduğu bu kurumda ona nobel ödülü'nü kazandıracak olan araştırma ve deneylerin çoğunu yaptı. hayatı boyunca yaptığı araştırmaların çoğu transplantasyon ve göğüs cerrahisi (torasik cerrahi) üzerinedir. özellikle transplantasyon üzerine yaptığı deneyler o dönemler için devrim niteliğindedir.
birinci dünya savaşı sırasında fransız ordusunda görev aldı. savaş döneminde yaralı askerler üzerine yeni tedavi çeşitleri geliştirilmesinde de katkıları olmuştur. savaş sonrasında özellile fizyoloji dalındaki çalışmalarına devam etti. doku kültürü üzerine birçok başarıya imza attı. ikinci dünya savaşı'nda fransa'da bazı görevler aldıktan sonra, 5 kasım 1944'te paris'te öldü. bilimadamı kişiliğinin yanı sıra birçok başarılı kitap yazmıştır.
*1873, †1944
(fransa/abd)
damar dikişi, damar ve organ nakli konusundaki çalışmaları için nobel tip odulune layik gorulmustur.
çağımızın ihtiyaç duyduğu insan biçimlerinden. gözümü kaparım, vazifemi yaparım insanı değil. en üst düzey (nobel, ötesi var mı?) tıp adamı olmasına rağmen, sürekli hayatı anlamaya ve daha yaşanılır kılmaya yönelik düşüncelerle uğraşmış ahir ömründe. hepimizin içerisinde -az veya çok- bulunan düşünce cücesini öldürmemiş o. aksine beslemiş ve gürbüz bir hale getirmiş. bir eski zaman alimi gibi bu adam.
bir insan denen meçhul'ü var ki sormayın. genellikle yaptığım gibi tamamen tesadüf eseri okudum, bir de adamın tıp doktoru olduğunu ve 100 yıl öncesinin adamı olduğunu öğrendiğimde şaşkınlığım iyice artmıştı. söyleyeceklerini mümkün olduğunca yalın söylüyor ve de sanırım uzmanlık disiplini felsefe ya da yazın olmadığı için düşüncelerini çok fazla kelime duvarlarının arasına sıkıştırmıyor. bu da oldukça kolay anlaşılır yapıyor.
bir doktor rağmen evreni dişlilerden ve zembereklerden ibaret mekanik bir isviçre saati gibi görmemesi de, özellikle bilim adamları arasında, çok ender rastlanılan bir özellik. kitabın bir yerinde şuna benzer bir şeyler söylüyor; "din ile bilim çok farklıdır. din daima iyiliği amaçlar. ancak bilim böyle değildir. bir uçak, felaketzedelere yardım da gönderebilir, sivilleri de bombalayabilir".