kitaplarında erotik unsurları kullandığı için kadınların çok hoşuna giden bir yazardır.
<bkz: aldatmak>
#33344
◊ multihunter (3)
+ osurarak bugu yapilmis cama sevgilinin adini yazmak (5) …
+ venusun batidan doguya dogru donmesi (2) …
+ gunz online …
+ yaran fikralar (2) …
+ acemi tenekeci (6) …
+ amerikan ruyasi (2) …
+ hidayet turkoglu (2) …
◊ kapucinohan (6)
◊ dunyanin en saglam cep telefonu
◊ catherine ann bosworth (2)
◊ et dovecegi 3 (9)
+ pelin suade …
◊ kopeklerin mekanlarini damgalamak icin isemeleri (3)
+ bulug cagi …
◊ yorum yapilmayan laflog (2)
+ htspor com …
+ guzin abla …
kitaplarında erotik unsurları kullandığı için kadınların çok hoşuna giden bir yazardır.
<bkz: aldatmak>
üslup bakımından babasına çekmemiş, bu yüzden evlatlık mı acaba diye düşündüğüm yazar. güzel kelimeleri bir araya getirip hiç bir şeyden bahsetmeyen bir yazar. kitaplarını, özellikle romanlarını okurken elli sayfa atlayıp tekrar başladığınızda konuyu yakalayabileceğiniz yazar. yani neymiş, yazarmış, ama bir şey anlatmazmış.
beynim_zonkluyor 07.09.2006 22:22milliyet gazetesinden atakürt adlı yazısından dolayı uzaklaştırılan, bu vatanı kadın memesine satarım diyen bir zamanların ali kemal'ini andıran şahıs
hawaicat 03.01.2007 14:37ortaokullu kizlarin yazar seysi.duygu somurucu basit kalem.
akraba evliligi 12.03.2007 15:37en uzun gece adlı güzel romanın yazarı. romanlarında ki unsurlar erotizm, siyasal panorama bazı okurlara itici gelebilmektedir kuşkusuz ama yazarlığına, duygusal tahlillerine diyecek yoktur.*
iroNick 07.05.2007 11:35 ~ 11:36dünyanın en sevimsiz baba oğul gurubunun en sevimsiz üyesi.
<bkz: daltonlar>
<bkz: altanlar>
kitabı çok ucuza satıldığı için kolayca en çok satılan arasına giren yazar. gerçi fiyat, kitabın gerçek değerini karşılıyo ayrı konu.
yacrug 07.05.2007 17:26 ~ 17:27sevgili yazarimiz(!)(!) ahmet altanin bir yazisi..
biz, o kadar uzun zamandır bu krizlerle yaşıyoruz ki artık bunları “normal”
sanmaya başladık,
nasıl tuhaf bir haleti ruhiye içinde yaşadığımızı anlayabilmek için başka ülkelere gitmemiz,
oradaki insanların doğal davranışlarını görmemiz ve insanlardan yayılan o özgürlük havasını
solumamız gerekiyor.
bu ülke neden böyle bir hastalığa tutuldu?
neden bütün dünyanın ona düşman olduğuna ve onu “bölmek” istediğine inanıyor?
türkiye cumhuriyeti kurulduğundan beri hiç bölünmediğine göre bu hastalığın başlangıç
noktasını osmanlı’da aramamız gerektiğini anlıyoruz.
osmanlı’nın işgal ettiği toprakların tümü “asıl sahipleri” tarafından geri alındı.
yunanlılar yunanistan’ı, bulgarlar bulgaristan’ı, sırplar sırbistan’ı, macarlar macaristan’ı,
araplar arabistan’ı osmanlı’nın elinden kopardı.
imparatorluğun parçalanması dediğimiz şey aslında toprakların gerçek sahiplerine geri
dönmesiydi.
silahla aldığımız yerleri silahla koruyamadık.
zaten bu mümkün değildi.
tarih boyunca bunu kimse yapamadı.
romalılar da, ispanyollar da, portekizliler de, ingilizler de, hollandalılar da, fransızlar da
silahla aldıkları toprakları sonunda sahiplerine iade ettiler.
ingiltere ve ispanya dışında kimsenin pek sorunu kalmadı.
ispanya’nın “bask” bölgesi, ingiltere’nin de “irlanda” ile yani “isimleri” yabancı olan
bölgeleriyle dertleri vardı, bunları önce silahla çözmeye çalıştılar, olmayınca barışçı bir yol
buldular.
biz niye parçalanmaktan korkuyoruz peki?
bu korkunun kaynağı ne?
bizim, “kuzey ırak” ya da “güneydoğu” gibi coğrafi terimlerle andığımız bölgenin gerçek
adının osmanlı’da “kürdistan” olması belki.
değil güneydoğu’ya, bize ait olmayan kuzey ırak’a bile “kürdistan” denmesine tahammül
edemiyoruz.
bir başka ülkenin dışişleri bakanı, bir başka ülkenin topraklarından “kürdistan” diye söz etse
tepki gösteriyoruz.
tepki göstermek sonucu değiştirmiyor, o bölgenin adı kürdistan.
çünkü orada kürtler yaşıyor.
sanırım, toplum ve devlet, “bilinçaltında” oranın “başkalarına” ait olduğuna inandığı için o
bölgenin de ayrılacağından endişe ediyor.
bu endişe o boyutta ki, bütün hayatını türkiye’nin yasaklarla yaşayan bir ülke olmasına
adamış bir darbeci bile “eyalet” düzeninden söz etse onu “bölücülükle” suçlayabiliyoruz.
eyalet düzenine geçersek kürtler ayrılacak bize göre.
devletler, binlerce yıllık alışkanlıklarıyla toprak kaybetmek istemezler, bunu biliyoruz.
ama hiçbir devletin kendisine ait olmayan toprağı silahla elinde tutamadığını da biliyoruz.
bunu bilmemize rağmen sürekli olarak silahla, baskıyla, yasakla kürtleri türkiye’nin parçası
olarak tutmaya çalışıyoruz.
neredeyse bütün varlığımızı, bütün enerjimizi, dünyayla ilişkilerimizi “kürtler türkiye’den
ayrılacak” endişesi üzerine inşa ediyoruz.
bu endişe, türkiye’ye para, zaman, enerji kaybettiriyor.
kürtler de türkler de özgürlüklerinden oluyor.
sürekli bir gerginlik yaşıyoruz.
mutsuzluk hayatın her yanına nüfuz ediyor..
bu “ayrılma” korkusu türkiye’yle dünyayla arasına giriyor, içerde adil bir hayatı bu korku
yüzünden yaratamıyoruz, bu korku yüzünden hukuku zedeliyoruz, bu korku yüzünden devlet
kendi yasalarını çiğniyor.
bu korku bizi mahvediyor.
bana sorarsanız, “ayrılmanın” yaratacağı herhangi bir kayıp varsa, ondan çok daha fazlasını
“ayrılma korkusu” nedeniyle kaybediyoruz.
bu konuyu da bir türlü açıkça, akıl ve mantık ölçüleri içinde konuşamıyoruz.
bir toplum, bu çağda böylesine büyük bir korkuyla yaşayamaz.
bu korkunun bedelini de dünyanın en zengin toplumu bile ödeyemez.
gerçeğe gözlerimizi yummak yerine artık sorunumuzu açıkça konuşmak daha iyi olacak
sanıyorum.
türkiye, kürtlerin bu devletin ve toplumun parçası olarak kalmasını istiyorsa, bu ülkede
kürtlerle türklerin aynı haklara sahip olmasını sağlaması, kürtlerin kendini ikinci sınıf vatandaş
gibi görmesini engellemesi gerekiyor.
baskıyı, yasağı ortadan kaldırmalıyız.
türkiye bütün vatandaşlarına aynı hakları verirse, bu ülkedeki türkler bilinçaltlarında “biz
ülkenin asıl sahibiyiz, bizden başka herkes bizim kölemizdir” inancını bilincine çıkarıp bu
inancın tuhaflığını anlarsa bu sorun çözülür.
korku, korkulan şeyin gerçekleşmesinden daha büyük bedel ödetiyor türkiye’ye.
en ucuzundan “hainlik” suçlamalarıyla, bunu görmeyi, bunu tartışmayı engellemek toplumun
lehine olmuyor.
herkesin susmasını istiyoruz.
susmak gerçeği değiştirmeye yetmiyor.
insanlar ölüyor, yasaklarla bütün ülke hapishaneye dönüyor.
korku, karanlık bir kabus gibi üzerimize çöküyor.
bölünme korkusuyla, bölünmenin yaratacağını sandığımız zarardan daha büyük bir zarar
yaratıyoruz.
artık yeter bence.
her şeyi açıkça konuşalım.
korkularımız yüzünden işler öyle sarpa sardı ki evren bile “acaba federasyon mu yapsak”
demek zorunda kalıp “hainlikle” damgalandı.
korku, korkulandan daha çok zarar verdi bize.
şimdi korkudan kurtulmanın zamanı.
bunun, en azından benim bilebildiğim, tek yolu da konuşmak.
ülkenin geleceğini konuşmanın “ihanet” sayılmayacağını anlamak.
susmak bizi karanlığa itiyor.
bölünmeyelim derken gerçeklerin atında ezilerek paramparça olacağız.
sokağa çıkılamayan şehirler, patlayan suçlar, devlet içinde üste itaatsizlikler, hukuksuzluklarla
o korkunç parçalanma da zaten kendini göstermeye başladı.
bunu istememe hakkına sahibiz.
ve istememeliyiz.
ahmet altan
<bkz: kurdistan cumhuriyeti>
kitaplığımda tüm kitaplarının bulunduğu, romanlarından daha cok denemelerini sevdigim yazar.
hani, bazen insanın kendinde bile anlayamadıgı, çözemediği duygular vardır ya;
hani, yaşantında görüp ,duyup, bir türlü anlayamadıgın duygular vardır ya;
hani, insanın bogazında düğüm olup kalmış, çözülemeyen duygular vardır ya;
hani, nedenini bilmeden aglarsın ya, hani, kızar, öfkelenir, hüzünlenir, aglar, güler, seversin ya;
hani, kendini ve hayatını sorgularsın ,iç çatısmalarında boğulursun ya...
yalan olan, bizim kendi secimimizdir,onu biz toplamıs,yapmak icin emek sarfetmisizdir,o yalan,gercekten daha cok aittir bize. gercek yanımız ise bizim aslımızdır, ama bize ait degildir, hicbir emeğimiz yoktur oluşmasında. gerçekle yalan arasında bölünürüz.'
neden insan elindeki an yaşamak yerine, gelecegiyle ilgili hesaplara takılıp kararsız ve sessiz kalır bir dönemeçte? gelecek belirsiz ve karanlık oldugu icin mi, aydınlık ve belirgin olan anı böylesine yenilgiye ugratır? ve acaba kaçımız gelecek korkusu yüzünden geleceğimizi kaybettik?
sana ulaşamazsam, sesim ve kelimelerim sana degmezse ve sen bana bir daha dokunmazsan, iste o zaman, korkarım o sonsuz ve sensiz bir bosluga yapayalnız dusecegim. beni tut, beni her seye ragmen tut.
tehlikeli iliskıler romanını ilk okudugumda,"sacmalık" diyerek tek kelimeyle özetledigim, yıllar sonra yeniden okudugum da, bütün kitabı çizdiğim, deneme tadında, bir romandır.
ahmet altan kalibresindeki bir yazar icin fazlaca sıradan buldugum aldatmak ise hayal kırıklığına uğramama sebep olmuştu. gazete yazılarının bazıları da benzer hayal kırıklıgı yarattı. 'erguanlar, erguanlar, erguanlar' usta bir yazarın, bir kac cumleyle ifade edebilecegi düşüncelerini, bir sayfa uzatmasını da anlamıs degilim.
her deneme kitabını okuduğumda"bu adam tanıyor beni" dediğim,uslubu ve haya dünyasına hayran olduğum,www.gazetem.net adresindeki yazılarını sürekli takip ettiğim,haryan olunası erkek.entelektüel bir bakış.gerekli bir kalem.
salome 21.07.2007 21:41yeni nesil ali kemal dir en sonunda bir yerlerden bağlantı kurabilmiş taraf adlı tam taraf gazeteye kapağı atmıştır , hakkında yazacak o denli çok şey var iken hiç bir şey yazmamak daha sağlıklı olacaktır.
<bkz: satılık villa>
yazmış olduğu ''ah ahparik'' başlıklı yazısı sebebiyle bbp ankara il yöneticileri hakkında suç duyurusunda bulunmuşlar. işte o yazı http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?mid=1820.
eser 10.09.2008 17:01 ~ 21.11.2008 23:37<bkz: kılıç yarası gibi>
<bkz: isyan günlerinde aşk>
<bkz: tehlikeli masallar>
<bkz: dört mevsim sonbahar>
<bkz: yalnızlığın özel tarihi>
<bkz: sudaki iz>
<bkz: karanlıkta sabah kuşları>
<bkz: gece yarısı şarkıları>
pkkya bölücü dedikten sonra "bilmem ne çocuğu" kürtler diyip pkk dan daha beter bir bölücülük yapan arkadaşların okuması gereken yazılar yazar bu kişi.
http://www.taraf.com.tr/makale/2347.htm
askere korkmadan postasini koymusdur.bakalim asker ona ne koyacak..postami yoksa postalmi.? millet olarak endiseli bir bekleyisteyiz.
pekmez 23.10.2008 05:19