Son 400BugünDünRastgele

21 mayis 2008 yargitay bildirisi

 

1.

yargıtay başkanlar kurulunca bügün ankarayı karıştıran bildirisidir.

yargıtay başkanlar kurulu’nun bildirisinden hükümete sert uyarılar çıktı

kuruluşunun 85. yılında cumhuriyetin temel niteliklerinin tartışmalara ve yeni tanımlamalara konu edilmesinden ve yargı erkine yönelik sistemli saldırıların ivme kazanmasından duyduğu kaygıyla yargıtay başkanlar kurulu;
aşağıdaki görüş ve önerilerini, adına yargı yetkisi kullanmaktan onur duyduğu yüce milletiyle paylaşmak gereğini duymaktadır.

tartışılmaz bir gerçektir ki;
“demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” idealinin, yüceltmeyeceği kişi ve kurum yoktur.

cumhuriyetin temel niteliklerini benimseme, sahiplenme ve koruyup yüceltme işlevinde, devletin temel organları olarak yasama, yürütme ve yargı, anayasa gereği, uygar bir işbölümü ve işbirliğiyle yetki ve sorumluluk üstlenmiş, erkler arasında üstünlük sıralaması olmadığı, üstünlüğün sadece anayasa’da bulunduğu ilkesi getirilmiş, yargının bağımsızlığına özellikle vurgu yapılmıştır.

ne var ki;
bir yıla yakın süreçte ve özellikle son zamanlarda, giderek artan bir biçimde, yargı erkine yönelik ve hukuk devleti olma ilkesiyle bağdaşmayan sistemli saldırılar, anılan temel ilkeleri zedeler olmuştur.

süreklilik gösteren bu davranışlar, toplumun, çözüm bekleyen sorunlarının ve gerçek gündeminin ötelenmesine, gelişimine harcanması gereken zamanın gereksiz biçimde yitirilmesine neden olur hale dönüşmüştür.

bu cümleden olarak;
gelişen dünyaya uyumda yetersiz kalan anayasanın kimi hükümlerinin yenilenmesi konusunda oluşan genel kabulden yararlanılmak suretiyle bir siyasi görüşün istek ve direktifi doğrultusunda bütünü değiştiren bir taslak hazırlattırılarak, “en doğru ve en çağdaş anayasa” tanımlamasıyla kamuoyuna sunulmuş, anayasaların en geniş toplumsal mutabakatla, tartışma, uzlaşma ve sahiplenmelerle hazırlanması gerekeceği gözardı edilmiş, böylece ilk ciddi gerilim, beklenmedik bir zamanda ve hiç de gerekli olmayan yöntemle gündeme yerleştirilmiştir.

taslağın, içeriği itibariyle “laik cumhuriyet, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı” temel kavramlarıyla önemli ölçüde çelişmesi, haklı tepkilere zemin hazırlamış, o evrede yargıtay başkanlar kurulu, 28.09.2007 günlü bildirisiyle;

“1- yürürlükteki anayasanın özünü ve laik cumhuriyetin dayanağını oluşturan ve metne dahil olduğu 176. maddede ifade edilen “başlangıç” bölümünün sözünde ve özünde kısaltma yapılarak etkisiz hale getirilmesinin kabul edilemeyeceği,

2- anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri korunur gibi görünse bile başka maddelerde yapılacak değişikliklerle cumhuriyetin temel ilkelerinin zaafa uğratılmasının benimsenemeyeceği,

3- cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan ve yüksek mahkeme kararları ile çerçevesi isabetle çizilmiş olan laiklik ilkesinin doğrudan veya dolaylı yeni düzenlemelerle zayıflatılmasının kesinlikle kabul edilemez olduğu,

4- tarafsızlığı tartışma konusu olamayacak, bağımsızlığı ise bir türlü sağlanmak istenmeyen yargı erki’ni, yasama ve yürütmenin denetim ve hakimiyetine daha ziyade çekme niyetini açığa çıkartan önerilerin asla uygun bulunamayacağı,

açıklanan vazgeçilmez ilkeler doğrultusunda ve bu sorumluluk duygusu ile gelişmelerin takipçisi olunacağı”
yönündeki karşı duruşunu ulusuna duyurmak zaruretini hissetmişti.

toplumun yoğun ve isabetli refleksi, anılan taslağın yasalaştırılması girişiminde duraksama yaratmış; ancak, anayasanın 10. ve 42. maddeleriyle ilgili değişiklik, engellenemeyen bir hızla yasalaştırılmıştır.





tüm gelişmeleri izleyip değerlendiren yargıtay cumhuriyet başsavcılığı, anayasanın ve yasaların kendisine yüklediği sorumluluğun gereği ve tezahürü olarak, yasal yöntemle topladığı kanıtlara dayanmak suretiyle bir siyasi parti hakkında iddianame düzenleyerek anayasa mahkemesi nezdinde yargılama ve müeyyide talebinde bulunmuş, ne var ki talebin muhatapları ve onların yandaşları, iddianamenin kurumsal olduğu gerçeğini gözardı ederek, akla, mantığa ve hukuka aykırı tavır, söylem ve yazılarla ve hatta çoğu suç teşkil eden davranışlarla, yargıtay cumhuriyet başsavcısı’nı, toplumun tepki ve husumetine muhatap kılmaya yönelmişlerdir.

bu türden davranışların, kişisel tatmin duyguları ötesinde, yargılanan siyasi kuruluşa hukuken hiçbir yarar sağlamayacağı, yargılamanın sonucunu da etkileyemeyeceği gözetilmemiş, zaman zaman şiddetini kaybetse de bütünüyle sona erdirilmediği, belki de bilinçli tarzda sona erdirilmek istenmediği gözlenir olmuştur.

süreçte;
celişki ve yanlışlıklar sürdürülmüş, açılan davayı anayasal ve yasal sorumluluk ve yetkinliğiyle hukuka uygun olarak değerlendirilip sonuçlandıracağında hiçbir kuşku bulunmayan anayasa mahkemesi’nin, her tür etkiden uzak biçimde yargı yetkisiyle baş başa bırakılması ve sonucun saygıyla karşılanacağı kanısının yaratılması yerine, anayasa’nın 138. maddesi hükmünü gözardı eder bir sorumsuzlukla, yargıyı etkilemeye yönelik tavır, davranış ve görüş açıklamaları artan bir hızla sergilenmiştir.

yargı huzurunda, kendini ve siyasi teşekkülünü hukuka uygunluk içinde savunmak, ithamların asılsızlığı inancına sahip olunuyorsa kendi karşı kanıtları ve gerekçeleriyle iddiaları çürütmek yerine, “dilediği her şeyi yapabilme yetkisini halktan aldığı” gibi şaşırtıcı bir inançla, yargıyı ve mensuplarını halka şikayet ederek, hedef göstererek, hatta yabancı kişi ve kuruluşların yardım ve katkılarını sağlayarak, türk yargısını etkileme niyet ve gayretine girmek suretiyle, açılan kapatma davasında lehe sonuç alma heves ve yöntemleri sıklıkla denenir olmuştur.

son olarak;
avrupa birliği genişlemeden sorumlu komiseri’ne “yargı reformu strateji taslağı” adıyla bir belge tevdi olunmuş, bu konuda yargıtay’ca yapılan düzeyli ve hukuki uyarıya hiç de icaplı olmayan biçimde karşılık verilmiş, zamanlaması, biçimi ve içeriği itibariyle kabulü mümkün olmayan böylesi bir taslakla, yürütme erkinin nasıl bir yargı erki yaratmak istediği gün ışığına çıkarılmıştır.

yargı erkinin geleceğini şekillendirecek böylesine ciddi bir taahhüdün, yargıda reformu geçmişten bu yana ısrarla savunan, tüm toplumca benimsenir nitelik ve nicelikte öneriler saptayan ve bu önerileri de avrupa birliği temsilcilerine kabul ettirerek geçmiş tavsiye kararlarına yansıttıran yargıtay’a sunulmadan, görüş, düşünce ve deneyimlerinden yararlanmadan diğer yüksek mahkemelerin ve yargı erkinin sair üst organ ve kuruluşlarının ve mensuplarının görüş ve önerilerinden de yararlanma gereksinimi duymadan avrupa birliği yetkilisine verilmesinin devlet sorumluluğuyla bağdaşmayacağı, hiçbir gerekçeye de sığınılarak açıklanamayacağı ortadadır.

kaldı ki, yayımlanmış içeriği itibarıyla reform gibi gösterilen ve gerçekleştirileceği devletçe taahhüt edilen birçok önerinin, yargı bağımsızlığı adına asla kabul görmeyeceği, yoğunluğunun avrupa birliği’nin önceki istişare ve ilerleme raporlarıyla ve keza kabul görmüş uluslararası yargı bağımsızlığı kavramlarıyla büyük ölçüde çeliştiği gözlemlenmiştir.

bu bağlamda;

avrupa birliği ilerleme raporlarında, yargıtay’ın da görüşlerine uygun olarak yer alan;
1) türk yargı erkinin bağımsızlığını zedeler düzeyde, yürütme erki kaynaklı müdahalelerin giderilmesi gereğine ilişkin tavsiyelerin dışlandığı, hakimler ve savcılar yüksek kurulu’nun oluşumunda bakan ve müsteşarın yer alışının, “milli hakimiyet ilkesine yönelik önemli bir adım” olduğu gerekçesiyle savunulup korunduğu, bununla da kalınmayarak, geçmişte sakıncaları görülerek uygulanmasından vazgeçildiği gözetilmeden, “yargının yasama organına karşı sorumluluğunu temin” adı altında yasamanın hakimler ve savcılar yüksek kurulu’na üye seçmesinin gerekliliği ve bu doğrultuda düzenlemeler yapılacağının ifade edildiği, böyleceyasama erkindeki etkinliğini kullanarak, yargıç ve cumhuriyet savcıları üzerinde yürütme erkinin baskı ve denetiminin geliştirilmek istendiği,

2) yargı mensuplarının yürütme erki güdümünde bir sivil örgütlenme oluşturabilmelerinin öngörüldüğü, bağımsız ve özgür bir kuruluşa izin verilemeyeceği görüşünün öne çıkarıldığı,

3) tüm olumsuz koşullara karşın, yargı işlev ve yetkisini özveriyle yürüten yargıç ve cumhuriyet savcılarının, her türden engele rağmen ulaştıkları başarı düzeyini takdirle değerlendirmek, özlenen yargı hizmetinin sunulamamasının nedenlerini isabetle saptamak ve diğer erklerin sorumluluğu kapsamındaki eksikleri gidermek yerine, karşılaşılan olumsuzlukların yegane sorumlusu yargı mensuplarıymış gibi bir önyargıyla etik değerlere atıfta bulunulduğu, “yargıya güvenin tartışılması” başlığı altında “…asıl sorumluluk öncelikle yargının kendisine düşmektedir”…“bu çerçevede hakimlik makamına, bütün kişi ve kuruluşların yanı sıra ve bunlardan da önce olmak üzere bu makamı temsil eden kişilerin saygı göstermesi ve bu makamda bulunmanın onurunu hissedip bu onura uygun tavır ve davranışlar içerisinde bulunmaları vazgeçilmez bir sorumluluktur.” sözleri seçilerek, hiç de yerinde olmayan ifadelerle, ulusal yargının ve mensuplarının yabancılara şikayet edilebildiği esefle gözlemlenmiştir.

bu düşünce, niyet ve tasarrufların, yargı erki adına ve adli yargının en üst kurumu olan yargıtay tarafından asla kabul edilemeyeceği, “bağımsız yargı hedefiyle” bağdaştırılamayacağı, dahil olmayı amaçladığımız avrupa birliği müktesebatıyla da uyum sağlamayacağı açıktır.

sorgulamak gerekmektedir ki;

tüm bu gelişmeler, ısrarlı bir biçimde ve sistemli olarak yargı erkinin bağımsızlığının hazmedilemediğini, tarafsızlığı sağlama adı ve aldatmasıyla yürütmeye yandaş, onu koruyup kollayan ve onun tarafından denetlenen bir yargının oluşturulmasının amaçlandığını belgelemeye yetmektedir.

hedeflenen budur !

ancak asla unutulmamalıdır ki;
insanlık tarihi, böylesi güdümlü bir yargı ile varlığını sürdürebilen, bireyini güvenli ve mutlu edebilen ve uygarlık yarışında başarılı olabilen hiçbir millet ve devlete tanıklık etmemiştir.

yüce türk ulusu ise bağımsızlığı ve etkinliği eksiksiz bir yargı erkine her zaman layık olmuştur.

yüce ulus adına yargı yetkisini, bu görüş ve sorumlulukla; kullanmayı sürdüreceğimizi, yargıbağımsızlığının takipçisi olacağımızı saygıyla duyururuz.
*

   eser   21.05.2008 - 15:35
  #926230
   zibidigibi   21.05.2008 - 16:20 ~ 21.05.2008 - 16:20
  #926295
3.

fethullah gülen ve akp ikilisinin yargıtayın tepelerinde yeterince kadrolaşamadığının kanıtıdır. bundan sonra muhtemelen işlemleri hızlandıracaklar. atamalar geliştirip yeni düzenlemeler yapacaklar falan. ha bu milletin umrunda mı? elbette hayır.

   Dua   21.05.2008 - 16:35
  #926316
   kalihora   21.05.2008 - 16:36
  #926317
5.

erkler arası mücadelede kilometre taşı olacak bildiri. 10 sene sonra vaktiyle şööle de bi şey olmuştu babacan hatırladın mı ? deyu muhabbet edeceğiz üzerine. ama sorun eski. klasik demokratik yönetim üçlemesinde yasama, yürütme yargı erklerinin nerede duracağı bu memlekette hiç bilinmedi. yargı siyasallaştı siyaset yargılaştı. ikincisi nasıl oldu? genelde memlekette siyasi erk bürokratın ipini çekmekle ipini uzatmak arasında iki gerilimde yer alır. bürokrat yürütmenin ajanı, adamı, hatta bazen hasmıdır. zaman zaman yargının kararları uygulanmaz. örneğin görevden alınan adam yargı kararı alır gelir ama yıllarca göreve iade edilmez iadeye etmeyen yargılanır ceza alır durum değişmez. bu pratiklerle durum katmerlenir ve siyasi erk kendini yargıç yerine koyar yargı kararı vız gelir tırs gider. anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz diyen anlayış orjinal bir tespit değil kadim bir teşhisi hatırlatır aslında. o bakımdan daha çok bildiriler gider gelir. hep beraber göreceğiz hiç bir şey olmayacak. ha kamuoyu tartışır uzmanlar tivide arzı endam eder mi? eder. netice...? babacan yıllar önce buna benzer şööle bir şey olduydu bildin mi ? ile sınırlı. sorun yapısal algısal ve hukuksal bir sorun. ciddi.

   francisco de vitoria   21.05.2008 - 16:38
  #926321
6.

baştan sona kadar okuduğum ve baştan sona kadar siyasi bir bildir olduğuna kesin kanaat getirdiğim bir bildiri. çeşitli bölümlerle yazmaya çalışıcam şürçü kılavye edersem affola.

1) çözüm bekleyen sorunlarının ve gerçek gündeminin ötelenmesine, gelişimine harcanması gereken zamanın gereksiz biçimde yitirilmesine neden olur hale dönüşmüştür.

sana ne sen ana muhalefet partisimisin?

2) gelişen dünyaya uyumda yetersiz kalan anayasanın kimi hükümlerinin yenilenmesi konusunda oluşan genel kabulden yararlanılmak suretiyle bir siyasi görüşün istek ve direktifi doğrultusunda bütünü değiştiren bir taslak hazırlattırılarak, “en doğru ve en çağdaş anayasa” tanımlamasıyla kamuoyuna sunulmuş, anayasaların en geniş toplumsal mutabakatla, tartışma, uzlaşma ve sahiplenmelerle hazırlanması gerekeceği gözardı edilmiş, böylece ilk ciddi gerilim, beklenmedik bir zamanda ve hiç de gerekli olmayan yöntemle gündeme yerleştirilmiştir

seni ne ilgilendirir? bunun tatışmasını meclis yapar, halk oylar , anayasaya aykırı bir durum varsa anayasa mahkemesi var.

3) taslağın, içeriği itibariyle “laik cumhuriyet, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı” temel kavramlarıyla önemli ölçüde çelişmesi, haklı tepkilere zemin hazırlamış, o evrede yargıtay başkanlar kurulu, 28.09.2007 günlü bildirisiyle;

“1- yürürlükteki anayasanın özünü ve laik cumhuriyetin dayanağını oluşturan ve metne dahil olduğu 176. maddede ifade edilen “başlangıç” bölümünün sözünde ve özünde kısaltma yapılarak etkisiz hale getirilmesinin kabul edilemeyeceği,

2- anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri korunur gibi görünse bile başka maddelerde yapılacak değişikliklerle cumhuriyetin temel ilkelerinin zaafa uğratılmasının benimsenemeyeceği,

3- cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan ve yüksek mahkeme kararları ile çerçevesi isabetle çizilmiş olan laiklik ilkesinin doğrudan veya dolaylı yeni düzenlemelerle zayıflatılmasının kesinlikle kabul edilemez olduğu,

4- tarafsızlığı tartışma konusu olamayacak, bağımsızlığı ise bir türlü sağlanmak istenmeyen yargı erki’ni, yasama ve yürütmenin denetim ve hakimiyetine daha ziyade çekme niyetini açığa çıkartan önerilerin asla uygun bulunamayacağı,

açıklanan vazgeçilmez ilkeler doğrultusunda ve bu sorumluluk duygusu ile gelişmelerin takipçisi olunacağı”
yönündeki karşı duruşunu ulusuna duyurmak zaruretini hissetmişti


yapılan yasa değişikliklerinin anayasaya aykırı olup olmadığına anayasa mahkemesi mi kararveriyor? yoksa yargıtay mı?

4) toplumun yoğun ve isabetli refleksi, anılan taslağın yasalaştırılması girişiminde duraksama yaratmış; ancak, anayasanın 10. ve 42. maddeleriyle ilgili değişiktoplumun lik, engellenemeyen bir hızla yasalaştırılmıştır.

burda toplumun yoğun ve isabetli refleksi derken siz ve sizin gibi düşünenleri mi toplum olarak görüyorsunuz? gerisi ne oldu? onlar toplum değil mi ? eğer toplumun sizin gibi düşündüğünü biliyorsanız bu ne panik ?
o toplum referandunda red eder değişiklikleri.
10. ve 42. madde değişiklikleri bügün mahkemede görüşülürken raportör tarafından reddi yönünde bir rapor çıkarken ve henüz heyet bir karar vermemişken görüşülmekte olan bir dava hakkında niçin yorum yapıyorsunuz? niçin ağzınızdan düşürdüğünüz hukuka saygıyı unutuyorsunuz? *

   eser   21.05.2008 - 17:28 ~ 21.05.2008 - 17:35
  #926394
7.

birilerinin kinin yine kalktigini gosteren bildiridir. bu ne a.k. birakin da insanlar islerini yapsinlar...

   fevrihareketler   21.05.2008 - 17:37
  #926404
8.

merak ediyorum minik bir damla kadar bile mi onur kalmadı ülkem muhaliflerinin içlerinde. o sığ muhalefet anlayışları gözlerini bu derece mi kör etti ki doğruyla yanlış arasındaki ayrımı yapamayacak, legal olanla illegal olan arasındaki o kalın çizgiyi ayırtedemeyecek kadar aciz düştüler. fikir namusu denen o artık paçavraya dönüşmüş hissiyat böyle mi çiğnenecekti politik kindarlık denen o körlüğün ayakları altında?

anayasanın 138.maddesi "hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz." diyor. nerdeyse bağımsızlıklarını ilan etmek üzere olan hukukçularımızın 367 skandalından sonra tarafsız olmasını beklemek hayal. artık solculuğu konusunda yapılan ironiler arşa ulaşmış, darbe şakşakçılığı konusunda kabarık bir sicile sahip, olası bir darbeden nemalanmak konusunda ellerini ovuşturarak sinsi bir şekilde bekleyen chp’nin de düzgün bir tepki vereceğini ummak şapşallık. darbelere ve ergenekon’a payanda olmuş sivil toplum kuruluşlarının bu hukuksuzluğa karşı onurlu bir duruş sergileyebileceğini sanmak salaklık. vs vs vs...

tamam da bu kadar mı saplandık o dar ideolojik şartlanmışlıklarımızın pençesine? o geri kalmış ideolojilerle küçük kafaları tıksa basa doldurulmuş zavallıların zihninde hiç mi yer kalmadı hukukun bağımsızlığı ilkesine? fikir hürriyetine? ozgür bir ülke olmak düşüncesine? fikri hür, vicdanı hür olabilmek düşüncesine?

bütün bunlar bir tarafa. bir hukuk devleti olmak konusunda bas bas bağırılan ülkemde tarafsız olması beklenen hukukun bu derece militanlaştırılmasına, ayaklar altına alınmasına dur diyecek kimse kalmadı mı?

akp’nin kapatılması için açılan davanın ve davada ortaya konan gerekçelerin meclisin yasama yetkisine yapılmış bir saldırı olduğu bu kadar açıkken; böylesi militan, siyasi ve taraflı bir dille yazılan bu bildirinin /nasıl bir akıl tutulmasıysa/ böylesine içselleştirilmesi, normal karşılanması kabul edilir gibi değil. zira artık ne kullanılan üslubun partizanca olması ne de devam etmekte olan bir davaya etki etmek için böylesi açık bir tutum içinde olmanın bir suç olmasının insanları rahatsız etmemesi bir sapkınlık halini almış görünüyor.

görüntü o ki olmayacak duaya amin demek oluyor onurlu bir tepki beklemek. artık bu gidişe bir dur denip isminin önüne hukukçu sıfatı getirilen bütün bu ülke düşmanlarının yargıdan temizlenip, yargının olması gerektiği gibi bağımsız ve tarafsız bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. demokrasilerde devleti militan hukukçuların değil halkın seçtiği insanların yöneteceğini bir şekilde anlatmak lazım geliyor. aksi takdirde ne manyak bir diktatörün yönettiği kuzey kore’den ne de o her gün birbirlerini boğazlayan afrika ülkelerinden kalmayacak en ufak bir farkımız.

   resul balay olmak   22.05.2008 - 11:53 ~ 22.05.2008 - 12:04
  #926895
9.

siyasi miyasi adamlar bi bildiri yayımlamış. çok fena da tepki çekmişler. ama bunu da göze almışlar. peki bu bildiriyi neden yayımlamışlar? akp bu işe ne diyor? "dam üstünde saksağan"

yargı bu bildiriyle bütün tepkileri üzerine çekmiştir. şimdiye kadar gördüğüm bütün yorumlar yargıya kin kusuyor neredeyse! ama yargıtay başkanvekili osman sirin şöyle de bir açıklama yapmıştır.

"toplum önce bir değerlendirsin. sağlıklı bir biçimde
değerlendirme yapılsın. gerektiğinde yapılır. biz yargıçlarız.
bildirilere ayak üstü cevap vermeyiz. ayak üstü verilen cevaplara da
ayak üstü karşılık vermeyiz."

ne diyorlar toplum önce bir değerlendirsin! peki, ne demiş ruhat mengi, "hsyk’dan sonra anayasa mahkemesi üyelerini de (milli irade seçsin dümeniyle) meclis’e seçtirip “yargıyı tam olarak nasıl ele geçirebiliriz” planındalar."

amaç yargıyı siyasete mahkum yapmakken, nasıl oluyor da yargı haddini aşıp siyasi açıklamalara girişmekten sorumlu tutulabiliyor. haddini aşıp kendini tek ve mutlak güç kabul edenler, devletin diğer organlarına adeta meydan okuyanlar bir cangaver edasıyla meydanlarda dolaşıyorlar. ama bravo milleti de milli irade ile tavlıyorlar.

açıkça hedef gösteriliyor yargı, kimsenin sesi çıkmıyor. ammaaa siyaset yargıya karıştığında bir problem yok. ne de olsa milli irade! sonra basılsa, taransa yine, kan gölüne dönse bir zamanlar olduğu gibi. neler söyleyeceksiniz, "tühh, yazık oldu" dan başka?

evet yargı siyasete bulaşmıştır. bulaşmamalıdır ama yargıyı siyasete mahkum etmek isteyenlerin, yargının bağımsızlığını yok etmek isteyenlerin hiç mi suçu yoktur?

ya senin iktidarın anayasasını elin herifine danışırken sesin çıkmıyor da, yargı artık bu kadar üzerine gelinmesine bir tepki gösteriyor (haklı ama talihsiz bir açıklamayla da olsa) sen de olayı bu ucundan yakalıyorsun. aferin sana!

söylesenize kim tarafsız? sen tarafsız mısın? yorum yaparken bile tarafsız değilsin! ben de tarafsız değilim. olamam da! haa olması gerekenler var! peki sürekli hedef gösterilirken, üzerlerinde çeşitli oyunlar oynanırken kim nasıl sessiz kalabilir? peki hükümetin haddini aşıp yargıyı güçsüz kılma çalışmalarına kimse neden bir şey demiyor? bu ülkede adalet tek taraflı işliyor! herkes kendi dümeni peşinde. mahallemizin kabadayısı akp yine gitsin bakalım burnunun dikine! milli iradeyle işi kurtarıyorlar nasıl olsa!

   siyah kelebek   22.05.2008 - 15:37
  #927030
10.

<bkz: genç savcılar rahatsız>
bölem darbe gibin muhtıra gibin bişey..

akp’li mi görünürüm yoksa fetoşcu mu endişesine kapılmadan söyleyeceklerimi söylemek niyetindeyim, zira sanırsam bu anlamda sözlüğün en rahat adamlarından biriyim. eheheee.
çok çok yeni yazarlar "lan ne ayak bu" der. onlar da zamanla öğrenir zaten.
paniksiz günler sizin olsun..

kafadan akp’nin façaya atalım atacağımızı..
yüzde 47’ye rağmen bu kadar taşşaksız olursan, yaparlar bunu zaten.
beter ederler.
taşşağın yoksa, yüzde 47’ye oynamayacaksın, yüzde 15-20 arası takılacaksın, miss..
bizim millet inanıyor çünkü..

bakalım bunda 6 ay evvel ne demişiz..
<bkz: diyarbakir i alacagiz>
#754859  (son iki paragraf)
dtp için ses çıkarmaz mısın? yaaaa!
herkese lazım olacak birşey olacaktı buralarda..
hukuk muydu? adalet miydi? demokrasi miydi?
neyse..


baştan içeriği ortaya koyacak cümlemizi söyledik (bölem darbe gibin muhtıra gibin bişey), şimdi açalım biraz.

yargının kendisine çizilen sınırları dışına çıkma hadisesi.
ki yargıya bu sınırları da yasalar çiziyor.
yeterince açık sanırım.
daha da açarsak, dolandırmadan, kıvırmadan;
yargı erki açıkça suç işlemektedir bu bildiriyle!
ve indimde genelkurmayın yayınladığı e-muhtıra neyse bu da o’dur. hiçbir farkı yok.
hükumete verilmeye çalışılan balans ayarlarının -şimdilik- sonuncusudur.

akp iktidarından memnun muyum?
büyük oranda hayır!
iktidarı kaybetsin ister miyim?
evet!
bunun hukuk veya demokrasi dışı yollardan gerçekleşmesini ister miyim?
anlam bozukluğuna rağmen "asla, never, sonsuza dek, kesinlikle, hayır!".

akp’nin değişmesi gerekiyorsa bunu halk yapar, bunu sandık yapar.
ne asker, ne de yargı bunu yapamaz.
bu işe soyundukları anda suçun karanlık sularına girmiş olurlar.

isterdim ki türkiye yargısı bugüne dek hep kamu vicdanını tatmin edecek işler yapmış olsun.
isterdim ki bugün bu bildiri yayınlandığında insanların "ulan yargı hep doğru işler yaptı, bunda da vardır bir bildiği" şeklinde düşünsün.
isterdim ki yargı bu ülkede gerçek bir denge unsuru olsun.
ama öyle mi?
elbette değil..
neden mi?
şöyle buyrun..

12 eylül’ün hesabını soramayan bir yargı, o ülkede adalet olduğu hissini insanlara veremez.
yargı askeri darbenin karşısında diz çökmez.
yargılar, cezasını keser.
böylece insanların saygısını ve güvenin kazanır.

susurluk skandalının sonunu getiremeyen, ucu kodamanlara dokununca durmak zorunda kalan bir yargı kimseden destek bekleyemez.
destek bir zamanlar onlarlaydı, lambalar yanıp sönüyordu, ne yaptılar ya da yapabildiler?
hiç!

kendi savcısını kurda kuşa yem eden, şemdinli davasını yüzüne gözüne bulaştıran bir yargı kimseden saygı görmeyi bekleyemez.
risk oranı yüksek bir ilde (hakkari) bomba patlatarak ülkeyi -neredeyse- iç savaşın eşiğine getirecek olan olayın üstüne gidemeyerek bu anlamdaki kifayetsizliğini ortaya koymuş bir yapı, öte taraftan hükumete posta koyuyorsa bunda bir tuhaflık aranması normaldir.
sivil mahkemenin şemdinli bombacılarına 38 yıl ceza verdikten sonra yargıtayın kararı bozup davayı askeri mahkemeye havale ettiğini, askeri mahkemenin de bombacıları serbest bıraktığını belirtelim.
ikisinden biri yanlış!
ya sivil mahkeme
ya da askeri mahkeme
acaba hangisi?
hoş öyle bir denklem ki bu, hangisi yanlış olsa öbürünü de beraberinde götürüyor.
<bkz: tanırım iyi çocuklardır>
<bkz: ordu yargı elele>
bombacıların serbest kalmasını sağlayan adalet olmaz!
muz cumhuriyeti dahil!

son olarak, danıştay başsavcısının ağzından adnan menderes hükumetine yapılan darbeyi öven bir yargı zaten saygınlığını yitirmiştir.
hiç kalkıp da "bizi yıpratmaya çalışanlar var" demesinler.
hiçbir olay yukarıda verdiğim örneklerden daha yıpratıcı olamaz. yıpratan da yıpranan da yargının ta kendisi.
götü yırtılansa hep halk..

daha onlarca örnek verebilirim, ama çok da uzatmak istemiyorum.
dediğim anlaşılmıştır nasılsa.
yalnız şunu hatırlatmadan da geçemeyeceğim.
uğur kaymaz bu yargıya ait mahkeme tutanaklarına "terör örgütü üyesi" olarak nakşedilmedi yahu! el insaf..
hangi yargı?
hangi adalet?!!

şimdi ne olmuş?
yargıtay bildiri yayınlamış..
hımmm!

sahi bir ferhat sarıkaya vardı, noldu ona?

   iroNick   22.05.2008 - 18:52 ~ 22.05.2008 - 18:57
  #927181
11.

hasan cemal köşesinde yargıtay’ın tepkisini eleştirirken yazısı bitmeden danıştay bildirisi gelmiş. yazısı zehir zemberek:
"yargıtay başkanlar kurulu’nun bildirisini birçok bakımdan içime sindirebilmiş değilim.
yargıya dönük olarak içte ve dışta yapılan bazı eleştirilerden rahatsızlık duyabilirler. bazı yakınmalarında da haklılık payı olabilir.
hepsi mümkün.
tepki göstermek de haklarıdır.
ancak, geçen gün yayınlamış oldukları bildiri bu çerçevenin ya da makul olanın dışına taşmıştır.
hem de fazlasıyla...
yargıtay başkanlar kurulu, hukuki değil siyasi bir tutum almıştır. taraf olmaması gereken bir konuda taraf olmuştur.
bir başka deyişle:
akp’nin kapatılmasına ilişkin iddianameye sahip çıkmıştır. ve burada tarafsızlık sona ermiştir.
anayasa’nın 138. maddesini okuyun. ‘mahkemelerin bağımsızlığı’yla ilgili başlığın altında, “tavsiye ve telkinde” bulunmanın anayasaya aykırılığı açıkça belirtilir.
yargıtay başkanlar kurulu, muhtıra benzeri böyle bir açıklamayı yaparken anayasa’nın 138. maddesini görmezlikten mi geldi?..
tarafsızlığın anayasal bir ilke olduğunu unuttu mu?..
siyasi değil hukuki tavır almaları gerektiğini kendilerine hatırlatan sayın yargıçlar yok muydu aralarında?..
bilemiyorum.
ama şunda hiçbir kuşkum yok:
(1) yargıtay başkanlar kurulu bu bildirisiyle demokrasi dersinden kırık not almıştır.
(2) bu bildiriye demokrasi ve hukuk devleti adına kırmızı kart gösterilmesi gerekir.
eğer söz konusu olan demokratik hukuk devleti ise, böyle bir bildiri bunun çerçevesine oturmaz.
ne kadar uğraşsanız bu olmaz.
demokrasiye sığmaz bu bildiri.
böyle bir bildiriye ancak yargıçlar devleti veya yargı oligarşisi diye tarif edilen devlet düzenlerinde rastlanır.
oysa, demokrasilerde yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı esastır.
ama yargı, yargıtay başkanlar kurulu bildirisindeki gibi hukukun ve anayasanın gerektirdiği tarafsızlığı bir yana bırakabiliyorsa...
ama yargı, hukuki değil siyasi tutum alabiliyorsa...
ama yargı, 2003-2004 örneğindeki darbe tertipleri karşısında sessiz kalabiliyorsa...
ama yargı, hakkında darbe iddiaları olan emekli askerlere dokunamıyorsa...
ama yargı, ‘asker muhtıraları’ konusunda boynu bükük davranıyorsa...
ama yargı, hem bağımsızlıktan söz edip hem semdinli davası örneğindeki gibi bir üyesini meslekten ihraç edip avukatlık bile yapamaz hale getirebiliyorsa...
ama yargı, askeri darbelerin idamlarını savunabilen üyeleri hakkında ses bile veremiyorsa...
o zaman o yargı, lütfen söyler misiniz, ne kadar tarafsızdır, ne kadar bağımsızdır?
o yargı ne kadar yargıdır?
o hukuk ne kadar hukuktur?
lütfen bir şey söyleyin.
türkiye’de 2002 yılı sonundan beri yaşanmakta olan kavganın özünde demokrasi yatıyor.
bunu yazın bir tarafa.
ve hiç unutmayın.
akp’yi kapatmak bu zincirin halkalarından biridir. bu ülkede demokrasinin ikinci sınıflığa, üçüncü sınıflığa mahkum edilmesi ve türkiye’yi ab yolundan saptırılmasıdır gündemde olan.
bu açıdan 2002 sonundan beri birçok duraktan geçildi. 2003-2004 darbe tertipleri, siyasal cinayetler, bombalar, cumhuriyet mitingleri, 367, 27 nisan muhtırası, şimdi de kapatma davası...
bu süreç, -adına isterseniz darbe süreci de diyebilirsiniz- kendi içinde bütünlüğü olan bir süreçtir.
tuzak demokrasiye kuruluyor.
akp’yi sevmeyebilirsiniz.
politikalarına karşı çıkabilirsiniz.
türbanıyla, başörtüsüyle, muhafazakar yaşam tarzına dönük anlayışıyla, demokrasi ve laikliğe bakışıyla yüzde yüz hem fikir olmayabilirsiniz.
kaygı duyabilirsiniz.
bütün bu konularda benim de eleştirilerim, farklı bakış açılarım, çekince ve şikayetlerim var.
ama şunu yine not edin:
akp’ye karşı mücadelenin kapatma davalarıyla değil, demokrasi dışı müdahalelerle değil, demokrasi içinde kalarak, son tahlilde halkın hakemliğiyle, milletin oyuna başvurularak yapılması gerektiğine inanıyorum.
iktidara seçimle gelinir, seçimle gidilir demokrasilerde
tersi, maceradır.
tersi, türkiye’yi krize sürükler."

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=321262

   japokintaro takahashi   23.05.2008 - 17:19
  #927854
12.

ahmet hakan’ın "bes fırlayan doları... düşen borsayı... artan cari açığı... anayasa mahkemesi’ne dolaylı baskıyı... kurumlar arası dengesizliği... yargının siyasi konularda taraf olmasını... hiç ama hiç hesaba katmayan... "dinci" iktidara karşı "laik cihat" başlatan "su çılgın yargıtay"ın, ancak "chp parti meclisi"nden çıkabilecek nitelikte bir bildiri yayınlamasını yüce türk ulusunun takdirine bırakıyorum..." dediği bildiridir.

   japokintaro takahashi   23.05.2008 - 17:35
  #927867
13.

"siyasi" diye suçlanan bildiridir.bülent ersoy’un"ben kadınım" demesi kadar doğal,bilinen ama algılanamayan bu gerçek neden küfür etkisi yaratmaktadır?bu ülkenin kuruluş felsefesi olan,"laik-demokratik-hukuk devleti" tanımı siyasi bir tanım değil midir?bildiri aşağı yukarı şunu demek istiyor;"kardeşim yargı sürecinde bazı siyasiler abuk subuk konuşuyor,başsavcıya tehditler geliyor.suç işlemektesiniz,bilgilendireyim dedim".ama canım ülkemde akp karşıtı herşey muhtıradır,darbe girişimidir.

   less is more   23.05.2008 - 18:08
  #927893
14.

iktidar ve yargıtayın "kim daha uzağa işeye biliyor" yarışına dönmüştür.
halbükü ikiside bu ülkenin önemli iki siyasi partisidir . gerilim yaratmaya gerek yoktur.

   eser   23.05.2008 - 18:18 ~ 23.05.2008 - 18:20
  #927898
15.

mhp’nin anlasılamayan tutumlarından birini sergilemesine ortam hazırlamıs bildiridir. bildiri yayınlanmasına sebep olan süreç üniversitelerde türban yasağının kaldırılması ve diğer olaylarla başlamış, türban mevzuunda mhp ben de varım demiş insiyatif kullanarak akp’nin yanında yer almıştı. mhp o sıra akp’nin yanında yer almasaydı türban konusu gündemden düşecek yürürlüğe giremeyecekti.
şimdi bakıyoruz bildiri yayınlandı ve mhp bildirinin arkasında. bu ne perhiz ne lahana turşusu demez mi insan?

   dus macunu   23.05.2008 - 18:37 ~ 23.05.2008 - 18:38
  #927909
16.

bizim yargının başında şımarık tikky gençler var gibi geliyor yeminlen. yargıtay tikky oğlan, danıştay da sefgilisinin zor duruma düştüğünü görüp ciyaklayan tikky kız gibi.

bu kadar tartışıldı ama ben hala kamera arıyorum, şakadır diye.

   whoracle   23.05.2008 - 18:52
  #927914
17.

yargıtay kararlarını da sevmem zaten. ama tutarlıdır en azından tabi. ancak şu son atak şahsımca pek gerkesiz görülmüştür. tıpkı bir işi yaptırmak için makamını kullanan orta çağdan kalma modern turkiyeli eylemi gibi. yargıtay ın vazifeleri yanlış değilsem kanunla belirlenmiştir. bu bildiriyi emekli hakimler yapsaydı bravo derdim. veya bu bildiri, bizim işimize çok karışıyorlar, olmaz, olmamalı şeklinde ve içeriğinde olsaydı yine bravo derdim. ama bildiri olmamış, genel geçer ilk derece mahkemesi kararı bozma uslubuyla yazılmış. yani magazinel yaklaşıyorum, evet becerememişler. şahsen ben akp hükümetine daha ağırını söylüyorum ama söylerken ben ülke vatandaşı olarak haklıyım. yargıtay üyesi de haklıdır vatandaş olarak falan filan.

müsabakanın diğer tarafındaki akpnin çıkışını da uygunsuz buluyorum. ben olsam çok daha sert ve kesin konuşurdum. konuşmakla kalmaz eyleme dökerdim. akp ne yapıyor, yok toplanmalar, görüşmeler, dengeleri gözetmeler, bunlar hepsi akpnin de bir yerlerdeki çıkarlarını gözettiğini, birşeyleri elinden kaybekten çekindiğini gösteriyor. yoksa söz konusu gerçekten demokrasi gerçekten halkın iradesi huzuru olsaydı şahsen ben ülkemin böyle gerilmesine müsade etmezdim.

yargıtaya ve akp hükümetine diyeceğim şu ki, ne saçmasınız lan. hepiniz menfaatperstlikten gözünüz dönecek derecede dalaşıyosunuz. hay skyim çay döküldü. bana ne lan bildirinden.

   adebisi   23.05.2008 - 19:23 ~ 23.05.2008 - 19:24
  #927946
18.

söyle güzel de bir yaklasim var bak buna:

yargıtay hamlesi ve köşeye sıkışan akp
onceki gün yargıtay başkanı’nın hükümete yönelik dolaysız hükümeti hedef alan “eleştirisi”, ankara’da bir bomba etkisi yaptı. hükümet, devlet bakanı cemil ciçek aracılığı ile bu “yargı muhtırası”na aynı “sertlik”le yanıt verdi. ve her zaman olduğu gibi basın ikiye ayrıldı. kimisi, “hükümetin yargı üstünde baskı kurmak çabaları”nın bu “muhtıra”ya yol açtığını kimisi ise, “yargının sınırlarını aşarak politikaya girdiğini” ve chp ağzından konuştuğunu iddia etti.
yerleşik, “kuvvetler ayrılığı” ölçüleri çerçevesinde düşünüldüğünde “iki taraf” da haklıydı. cünkü hükümet, “hakim ve savcılar yasası”ndan başlayarak yargıyı baskı altına almaya çalışmaktadır. dahası, anayasa mahkemesi’nin ikinci adamının arkasına polis takıp, onu “dinlemeye alarak” akp’nin kapatma davası üstünde açık bir baskılamaya girişmiştir. yine “bağımsız” ve “tarafsız” bir kişi olması gereken meclis başkanı köksal toptan, “akp için anayasa mahkemesi’nin kapatma ve beraat dışında üçüncü bir yol bulması”nı isteyerek, akp’yi nasıl cezalandırma(ma)sı gerektiğini de tarif ederek, anayasa mahkemesi’ni açıkça baskılamaya girişmiştir. işte yargıtay’dan gelen sert “muhtıra” bu baskılara karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış; daha doğrusu “meşruiyetini” bu baskılarda bulmuştur. ama, elbette yargıtay’ın tepkisi bu kadar da “masum” değildir. onların çıkışı da; son birkaç yıldır; akp ve arkasındaki dinci ve liberal güçlerle statükocu güçler arasındaki iktidar mücadelesinin bir devamıdır.
kısacası çoktan beri olduğu gibi, yine, egemen güç odakları arasında süren ve devletin temel organlarının da içinde yer aldığı iktidar mücadelesinin, işe yargının en yüksek katlarının da açıkça katıldığı yeni bir aşamasına tanık oluyoruz.
içinden geçtiğimiz politik ortamın en ilginç yanlarından birisi de; akp’ye yönelik; partinin kapatılmasına kadar gelen hamleler karşısında, ona “türban çıkışı”na kadar koşulsuz destek veren, büyük patronların has örgütlerinden ve liberal aydın çevrelerden ciddi bir desteğin gelmemesidir. doğrusunu söylemek gerekirse, akp’nin tek tutarlı destekçileri ab ve abd’deki basın ve parlamento çevreleridir. onlar da bazen hem nalına hem mıhına vurmaktadırlar. ne var ki bu destek de, giderek milliyetçiliğin etkisindeki geniş halk kitleleri gözünde akp’yi, “kökü dışarıda bir parti” konumuna doğru itmektedir. akp giderek; kürtlerle, alevilerle, işçilerle, emekçi yığınlarla, köylülerle, liberal ve gerçekten demokrat aydınlarla, askerle, yargıyla karşı karşıya gelen bir parti haline gelmektedir. daha 10 ay önce yüzde 47 oy almış olması, onun bu durumuyla çelişmediği gibi, erdoğan ve adamlarının yeteneklerinin ne kadar sınırlı olduğunu göstermesi bakımından da bir ölçüt oluşturmaktadır.
kısacası akp, yargıtay’dan gelen bu çıkıştan sonra iyice yalnızlaşmış görünmektedir.
peki akp’nin giderek köşeye sıkışmasından emekçilere, halka ne düşer?
egemen güç odakları, güçlü ve yenilmez olduklarından değil çözümsüzlükten ve seçeneksizlikten dolayı bu ölçüde pervasız çatışmaktadırlar. onun içindir ki; emekçiler, halk kendi seçeneklerini yaratmak için bundan uygun bir ortam bulamaz. eğer halk güçleri bu sermaye mihrakı ya da şu sermaye mihrakı peşine düşerek bölünmezler, yaşadıklarından gerekli dersleri çıkarırlarsa bu hükümetin sıkışmışlığından ve egemen güç odaklarının çözümsüzlüklerinden yararlanabilir, kendi aralarında birleşip taleplerini elde edecek bir mevzi tutmak için ciddi adımlar atabilirler.
elbette bunu halk yığınları kendiliğinden yapamaz. bu, yığınlara önderlik etme, onları aydınlatma iddiasındaki, en başta sınıf partisine, öteki demokrat, ilerici parti ve çevrelere; emek örgütlerine düşer. bu görevin nasıl ve hangi gerçeklerden kalkarak yapılacağı ise; mücadele taktiği ile, taleplerin kapsayıcılığı ile ilgidir.
*
kaynak:
http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=31416

   kalihora   24.05.2008 - 13:39
  #928387
19.

pretoryen cumhuriyet’in getirmiş olduğu baskı ve şiddet unsurlarının yargı cübbesi altında ortaya çıktığının göstergesidir. öncelikle belirtmek isterim ki, akp’yi ve getirdiklerine aşırı bir tepki ile karşı çıkan bir bireyim. fakat bu yönlü bir düşünce politikamın olması, demokrasiden vazgeçme sebebim olamaz.

demokrasi’nin bize 3-5 boy büyük olduğunu daha önceleri gördük. türkiye cumhuriyet tarihinin en demokratik anayasası olan 61 anayasasını olduğu gibi yaşamak isteyenler askeri darbelere, şiddete, legal ve illegal tepkimelere maruz kalmışlardır. cumhuriyet rejimini ve türkiyeyi sahiplenme iç güdüsü ile zaman zaman yapılan demokrasiye balans ayarları ! bu ülkeye derin yaralar açmıştır, açıyordur, açacaktır.

bu demokrasi balansçıları pretoryen cumhuriyetin arkasına sığınarak, ve mustafa kemal’in devrimlerini baz aldığını iddia ederek halkın seçmiş olduğu kişileri yargılama ve eleştirme hakkına sahip görünürler. kimi zaman askeri darbelerle siyasete müdahele olur, kimi zamanda tarafsızlık ilkesinin baş temsilcileri olan yargı unsurları tarafından. yargıtay başkanları bildirisinin haklı bulduğum yanları var, tam bir muhalefet partisi gibi durumu en ince noktasına kadar analiz ve tetkik etmişlerdir. fakat başta belirtmiş olduğum gibi yargıtay’ın bağımsızlık ilkesi tamamen çiğnenmiş vaziyettedir. bağımsız olması gereken bir kurul, iktidar karşıtı bildiri yayımlamıştır, ve buna çanak tutan sözde demokratlar bu olayı savunmaktadırlar.

bir de bu bildiriyi haklı kılmaya çalışan chp ve mhp gibi iki muhalefet partisi vardır ki, sormayın gitsin. yapmış oldukları haklı çıkarma çabalarının aslında kendilerini batırış cümleleri olduğunun farkında değillerdir. muhalefet partileri olarak onların yapması gereken bir tedbiri, uyarıyı, iktidar eleştirisini yargının yapmasını içlerine sindirebilmişler, ve bu olayı gözleri kapalı bir şekilde alkışlayabilmişlerdir. yani açıkça " bizim elimizden bir şey gelmiyor " diyerek, seçmen kitlesi ile adeta dalga geçmişlerdir.

sözün özü, tekrar belirtmek istediğim gibi akp iktidarı her ne kadar ülkeye zarar veren bir iktidar olsa da, bunun çözümü antidemokratik yaptırımlar olmamalıdır.

   waLking away   28.05.2008 - 01:54
  #931437
20.

lafmacun`da gereğin fazla ciddiye alınmış,hakkında uzun uzun yazılar yazılmıştır(hiç birini okumadım ayrıca).ülkemizde yargının nasıl işlediği düşünülürse,maaşlarını benim vergilerimden alan geçici atanmışların söylemlerini iplememek gerekir.tecrübe bunu gösterir.kimler kimler zamanında neler söylemiştir lakin tarihte adları dahi geçmez.

   hadigari   28.05.2008 - 03:39
  #931504
 
 

yazdır

etiket bulutu